Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mehmet Cömert

 
 
Mehmet Cömert

ABD çatal dille konuşur / Köşe Yazısı - Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

 

Türk-ABD ilişkileri,  tarihinin en  kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son Amerika gezisi de bundan etkilenmedi denilemez. Türkiye'deki kimi  basın,  Nükleer Güvenlik Toplantısı için Washington'a giden Erdoğan'ın ABD'de tutuklanacağı, Obama'nın kendisi ile görüşmeyeceğini günler öncesinden yazdı durdu. Amerikan basını da bu konuda kendisine verilen  ödevi  yerine getirdi.  Erdoğan'ın değiştigi, demokrasi ve basın özgürlüğünü rafa kaldırdığı ve artık 'Padişah Erdoğan' diye anılmayı hak ettiğini işledi. Bir süreden beri içeride ve dışarıda devam eden   Erdoğan'la ilgili bu aleyhte propangadaların bir arka planı var elbette. Erdoğan ve Türkiye aleyhinde bir komplonun döndüğü artık sır değil.

Sanıldığı gibi Batı'da basın   özgür ve objektif değildir. Basın,  devletin  dış   politikalarını destekler ve bu istikamette algılar oluşturur. Bu, basının ilan edilmeyen asli görevlerinden biridir. Irak işgali öncesi Saddam Hüseyin ve yönetimi ile ilgili oluşturulan algının benzeri, ABD'nin hoşlanmadığı herkes için de oluşturulabilir. Kuzuyu yemek istiyen kurt, 'suyumu neden bulandırıyorsun?' dermiş  ya;  işte ABD ve  onun itaat çemberinden çıkmak isteyen müttefik ve dostlarının durumu da aynı hikâye.

 

Geriye dönüp bakınca, ABD -Türkiye ilişkilerinin Irak işgali döneminden beri peyder pey  bozulmaya başladığını görürüz. Türk Parlamentosunun ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'ı işgal etmesine onay vermemesi  ABD'yi hayal kırıklığına uğratmış ve öfkelendirmişti.Yarım asrı aşkın bir süreden beri ABD'nin bir dediğini iki yapmayan Türkiye'ye ne olmuştu böyle? Bu cüret ve cesaret bedelsiz kalmamalıydı. İşte asıl mesele; kendi başına hareket etme cüretini gösteren  Türkiye'yi tekrar itaat çizgisine döndermek; şayet pişman olup tevbe etmezse cezalandırmaktır. 

Irak konusundaki tezkere krizinden sonra  meydana gelen en önemli  sorun   İsrail ile ilişkilerin bozulması oldu. Erdoğan'ın İsrail ile ilgili sözleri yenilir yutulur cinsten değildi. İsrail'e karşı 'One minüt' çekmek öyle karşılıksız kalamazdı. Filistin sorunu ve özellikle  Hamas'a duyulan yakın ilgi, Arap baharı sürecinde İhvan'ın desteklenmesi ve en son olarak Suriye meselesinde Erdoğan'ın kendi başına bağımsız hareket etme politikası, ABD' yi iyiden iyiye sinirlendirdi.

İşi sağa sola çevirmeden söylemek gerekirse, ABD artık Türkiye ve Erdoğan'a 'çok oluyorsun' mesajı veriyor. Obama'nın basın özgürlüğü konusunda Erdoğan'ı uyarması  ise 'çok oluyorsun, artık yeter' demenin daha dolaylı ve kibarca bir ifadesidir. Doğrusu Türkiye'de basın özgürlüğünün olup olmaması  Obama'yı neden ilgilendirsin? Basın veya herhangi başka bir konudaki özgürlükler Obama'nın umurunda olsaydı,  Suudi Arabistan ve Mısır'a çok şeyler söylemesi gerekmez miydi?

 

Soykırımla nesilleri tükenmiş olan Kıszılderililerin şöyle manidar bir atasözü var: 'Beyaz adam çatal dille konuşur.' Bu atasözü, Batı'nın başka milletlerle olan ilişkisini çok güzel ifade ediyor. Peki nedir bu çatal dille konuşmanın anlamı?  Bunun en belirgin iki anlamı var. İlki; çatal dilli yaratık yılandır. Bu mahluka asla güven olmaz. Fırsatını bulunca hemen sokar ve adamı öldürür. Diğer anlamı ise, dilin bir tarafı bir şey söylerken, diğer tarafı başka bir şey söyler. Dün söylenen şeyin bugün tam tersi söylenir. Hani Süleyman Demirelin şu meşhur  'Dün dündür,bugün bugündür.' felsefesinin ta kendisi.

 ABD ve Avrupalı  devletlerin vazgeçilmez politikası bu iki yüzlülüktür.  Sokmak ve zehirlemek yılanın tabiatı olduğu gibi, aldatarak sömürmek  de Batı'nın tabiatı olmuş.  Elde sopa olmadan bu yılanlara yaklaşmak çok tehlikelidir. Aslında bunlara  yılan deyip yılanın günahına girmemek lazım. Zira yılan saldığı zehirle en kötü ihtimalle bir kişinin hayatına kıyar. Teknolojiyi eline geçiren 'beyaz adam' ise, şimdiye kadar  ikiyüz milyondan fazla insanın canına kıymış.

Bu iki ayaklı yılanlar, her iki dünya savaşında toplam 60 milyon insanın kanına girdiler. Sömürge döneminde enva-i türlü katliamlar yaptılar. Cezayir'de, Kore'de Angola'da Vietnam'da ve en son Afganistan ve Irak'ta milyonlarca masum katlettiler. Horişima ve Nagazaki'yi atomla haritadan sildiler.Bunların en büyük marifeti, öldüren silah teknolojileri üretmek, silah satmak ve daha çok kazanmak için dünyanın muhtelif bölgelerinde ihtilafları körükleyerek savaş çıkarmaktır. Çatal dillerinin diğer yanıyla   insanlara özgürlük ve insan hakları dersi vermeyi de asla ihmal etmezler.

 

Şimdi diyeceksiniz ki, Obama'nın söylediklerinde haklılık payı yok mu? Elbette var.Türkiye'nin her alanda bir çok eksiği var. Her devletin de bu türden eksikleri vardır elbette. Ancak  Obama'ya bu doğruyu söyleten asıl nedene bakınca onun çatal dille konuştuğunu anlayabilirsiniz. Batı'lı kafa, başkasının yanlışını kendi amacına ulaşmak için kullanır sadece. Yoksa insanların özgür olup olmamaları onları asla ilgilendirmez. İnsan hakları, özgürlük, hak- hukuk meselesinde Batı'nın ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak isteyen tarihe bir baksın. Hayır hayır, tarihe gitmeye de gerek yok; şu Suriye meselesi ve  Suriye'li mülteciler konusundaki tavırlarına  baksın yeter.

Eğer gerçekten Obama diktatörlükten hoşlanmıyor,özgürlüklerden yana biri ise, neden gerçek diktatörlere ses çıkarmaz peki? Beş yıldır halkını kesen  Beşşar Esed'i neden devirmek istemez. Eski bir CIA ajanı Obama'nın Beşşar'ın devrilmesi ile ilgili 50' ye yakın plana karşı çıktığı ve bunları geri çevirdiğini söylüyor. Hem Beşşar gitsin diye söylenip dur, hem de gitmesine onay verme! Baas rejiminin kimyasal silah kullanması kırmızı çizgimdir  dememiş miydi hazret? Demişti; ama bunu da çatal dilinin bir yanıyla demişti.

Hatırlayalım, Arap baharı sürecinde ABD  eski diktatör dostlarını yüzüstü bıraktı. Sonra döndü Mısır  halkının özgür iradesiyle seçtiği Mursi'ye sırt çevirdi. Halkın seçtiği lidere  karşı darbe hazırlattı. Katliamlara imza atan katil Sisi'yi iktidara taşıdı. Ve en son, İhvan-ı Müslümin'i de terör listesine aldı. Peki, kılıcı eline alıp muhalif kesen Suudi dostlarına Obama bir şey dedi mi? Demedi, demez de. Niye desin yahu? Bunlar çatal dille konuşur dedik.  Öyle propaganda ettikleri gibi insani değerler filan yok bunlarda.

 

Batı'nın taptığı tek tanrısı çıkarıdır. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler vs, başkalarını uyutmak için çatal dille söylenen  tatlı hikâyelerdir. Bu tatlı hikayelere olan imanını bozan her devlet, terör destekçisi, her lider de   'despot' ve 'diktatör' olarak ilan edilir. Daha kötüsü, çatal dillilerin şeriatına göre recm cezasına da çarptırılabilir. Başına kötü bir iş gelmesini  istemeyenler  hikâye dinlemeye devam eder. Direnenler ise bedel öder.Çünkü özgürlük bedava elde edilmez.

 

 

 

 

 


 
 
8 Nisan 2016 Cuma 18:39
Okunma: 2551
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık