Ana Sayfa » Köşe Yazısı » İsmail Kaya

 
 
İsmail Kaya

Barış, Bomba, Ölümler ve Acılar / Köşe Yazısı - İsmail Kaya

İsmail Kaya

Ankara’da  meydana  gelen saldırının değil yaralarının sarılması parçalanan bedenlerde  kopan parçalar  bile  toplanılmadı. Parçalanmış  cesetlerden  bazıları  tanınmayacak duruma geldiği  için DNA testleri  yapılacak, sonra  sağ kalan bir  kaç organ aileye teslim edilecek…

Durum  çok vahim, oraya  ne amaçla olursa  olsun toplanan, ne isteyeceklerinin hesabını kimseye  vermek zorunda  olmayan binlerce vatandaşımıza  yapılan insanlık dışı  saldırıları kınamamak, buğz  etmemek  ve ağlamamak elde  değil.

Ankara’da  patlayan hanin bomba Adıyaman’da  iki annenin ciğerine ateş düşürdü. Kahta’da Bilgen Parlak Kömür  Beldesinde  Yunus  Delice..

Biri  makinist diğeri  üniversite öğrencisi. Bunlar  ülkede  yaşanan savaşın son bulması için yüreklerini  bombaların önüne atan iki insan. Cenazelerine katıldım, ailesi  ile ağladım ve acının düştüğü yeri  nasıl  yaktığına şahit  oldum.

Bilgen Parlak’ın  ve Yunus Delice’nin babaları  acılarını  içlerine attılar, gözyaşı dökmemek için direndiler, şundan eminim ki  tek başına kaldıklarında  o  gözyaşı barajını  daha fazla tutamayacaklar  ve hıçkırarak  ağlayacaklardır. Onlar ağlamasında  kim ağlasın..

Ve  anneler  iki annenin evlatlarına nasıl  koştuklarını, nasıl feryat ettiklerini ve nasıl  dirayetlerini kaybederek  baygınlık geçirdiklerine şahit  oldum. Bilgen Parlak’ın evlatlarının Yunus  Delice’nin kardeşlerinin nasıl  ayrılık  acısı  ile  yandıklarını gördüm.

Hani derler  yaa  gözyaşı  sel olup aktı. Bu iki  olayda  gözpınarlarının nasıl kuruduğunu  gördüm, dayanmayan ve yere  yığılan anneleri..

Aslında  acılar  hep  aynı  idi. Feryatlar, figanlar  ve yüzlerini parçalamak için ellerini, tırnaklarını tenlerine batıranlar hep aynı.

İkizce’de ki  Medet Mat, Çıralıkta   İbrahim Demir’in, Kahta’da  Mehmet Ali Bozkurt ile  Bilgen Polat’ın Kömür'de  Yunus  Delice’nin annelerinin feryadları  hep aynı idi.

Başlarda  kıtan, dillerde Kürtçe  ağıt  ve gözyaşı  hep aynı idi. Dili, inancı, memleketi ve acıları  hep aynı idi..

Peki ne  oldu  bize, neden  bir birlerini  öldürüyor kardeş  gibi  olanlar. Veya neden oyuna geliyoruz, daha ne kadar kurban vereceğiz  savaş baronlarına, daha ne kadar genç bedenleri  toprağa  vereceğiz.

Daha ne kadar  annenin çiğerinin parçalanması  gerekir  kardeşçe barış içinde  yaşamak için.

Bırakın  artık bu savaş ve barış  mücadelelerini, bırakın artık  slogan atmayı, şehitler  ölmez  veya şehid namırın   demeyi.

Ve  annelerin gözlerinden sakındırdıkları çocuklarına dokunmayınız  lütfen.

Ne  amaç, hangi ideoloji  ve ne sebeple olursa  olsun artık verecek kurbanımız kalmadı. Bırakın verdiğimiz  kurbanlara tutacak yasımızın zamanı  olsun. Hep  bedenleri  toprağa  vermekten bıktık. 

Lütfen öldürmeyiniz artık, makamlarda, toprak parçalarında ve geleceğe dair planlarda gözümüz yok artık.

Tek dileğimiz aç, sefil içerisinde  kimsenin kurşununa hedef  olmadan yaşamak. Biz açlığa, sefalete, ırgat yaşamaya razıyız. Yeter  ki  ölmeyelim. Yeter  ki kimse  bizi  öldürmesin..

 


 
 
12 Ekim 2015 Pazartesi 21:02
Okunma: 3530
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

    Yaşam

    Gündem

    Teknoloji

    Siyaset

    Kültür-Sanat

    Dünya

    Son Dakika

    Ekonomi

    Yerel Haberler

    Spor

    Sağlık

    Özel Haberler

    Medya

    Eğitim

    Yukarı Çık