Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mehmet Cömert

 
 
Mehmet Cömert

Bu gidişat hayra alamet değil / Köşe Yazısı - Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

 

Türkiye hem dışarıdan hem de içeriden ağır sorunlarla karşı karşıya kalacağı zor bir döneme girdi. Buna 'kuşatma' diyenler de var. Bölgemizde olup bitenler  Türkiye'yi fazlasıyla  etkiliyor. Depremin üssüne yakın yerler  yakınlık derecesine göre sarsıntıdan etkilenir. Bu nedenle  Türkiye'nin geçirdiği sarsıntı ve uğradığı hasar makul karşılansa da;  evin içeriden tahkim edilmemiş çürük taraflarının olması sonucu oluşacak büyük yıkımların tahammülü zor olabilir.  Türkiye eğer kendisini sallayan depremin faturasını çok daha pahalıya ödemek istemiyorsa, içerideki sorunlarını bir an önce ve  doğru bir şekilde halletmek için adımlar atmalıdır.

 

Sebepleri geçen yüzyılın başlarına kadar uzanan eski ve bir o kadar derin iki ana sorun ve  ihtiyacımız  var :  Bunların ilki  Kürt meselesinin çözümü, diğeri ise adil, eşitlikçi, milletin örfü ve dini inancıyla barışık bir 'yönetim sistemi' ve bunun garanti vesikası hükmündeki 'anayasa' ihtiyacıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu her iki konunun çözümüne duyulan ihtiyaç ve arzu, Ak Parti'yi dördüncü kez iktidara getiren esas ana sebeptir. Türküyle , Kürdüyle bütün Türkiye bir asırdan beri devam eden; çözülmemiş, çözülmek istenmemiş,  bu iki  meselenin halli için Ak Parti' de karar kıldı diyebiliriz. Peki,  Ak Parti milletin bu talebini ne oranda karşılayabildi?

Elimizi vicdanımıza koyarak söylersek, Ak Parti  memleketin  çözüm bekleyen bir çok sorunlarına neşter vurdu. Özellikle ekonomik alanda gözle görülür icraatlara imza attı.  Hatta bazı konularda hayal dahi edilemeyen ilerlemeler sağladı. Her kim olursa olsun, hiç kimsenin hakkını yememek lazım. Ak Parti'ye kan davası güder gibi düşmanlık edenlere asla itibar etmiyoruz. Ancak, düşülen hatalara işaret etmek,  ihmale uğramış konulara değinmek, olumlu manada eleştiri yapmak  hem görevimiz, hem de hakkımızdır.

 

Öncelikle şunu belirtelim. Adına 'barış süreci' konmuş olan ve büyük yankılarla raklamı yapılan süreç fiyaskoyla sonuçlandı. Bu sürecin doğru ilerlemediği yönündeki itiraz ve uyarılara iktidar partisi malesef kulaklarını tıkadı. Süreç sadece PKK ile barış, silahların bırakılması ve bazı iyileştirici adımların atılması olarak görüldü ve yürütüldü. PKK, oluşan ortamı fırsat bilerek  iki yıl boyunca şehir savaşına hazırlık yaptı. Devlet ve hükümet ise buna göz yumdu, görmezden geldi. İmralı'daki zatın  ütopik - filozofik planlarıyla avunan  hükümet, yattığı  şirin uykusundan uyandığında işin işten çoktan  geçtiğini fark etti. Suriye ve Irak sahasında gelişen olaylar da  PKK'yı daha bir güçlendirdi ve uluslararası camia nezdinde sahadaki önemli aktörlerin başına taşıdı.

 

Ak Parti kadrolarının, Kürt sorununun çözümünden  ne anladıklarınııkça ortaya koymaları gerekir. Zira bu konu hâlâ netleştirilmiş değildir. Süreç esnasında taraflar arasında  konuşulanlar da hep gizli- saklı kaldı. Ülkenin kaderini ilgilendiren böylesi önemli bir konunun gizli tutulması doğru değildi. Konu Kürtlerin hak ve hukuku ise; bu direk halkın kendisine sorulmalı, referandum türü yollar ile halkın ne isteyip ne istemediği ortaya konmalıydı. Böyle yapılmadı; PKK Kürtlerin yegane temsilcisi kabul edildi ve bütün bir bölge PKK'nın insafına terk edildi.

 Eğer   Kürt sorunu sadece bir  güvenlik veya ekonomik sorun olarak görülüyorsa bu temelden  yanlıştır. Ak Parti'den önceki iktidarların da en büyük yanılgısı bu noktada olmuştur. Kürt sorununu doğru çözmenin  ilk şartı samimiyettir . Devlet ile PKK'nin elinde bozulan sürecin, temelde tarafların samimiyetsizliğinden kaynaklandığı tatışılmaz bir gerçektir. Aldatma ve oyalamalar sadece zaman kaybı, ülkenin ve  halkın daha çok acı çekmesi demektir. Samimiyete dayanan bir 'İslam Kardeşliği Projesi' çözümün yegane garantisi olabilir ancak. Bu temelde bir çözüm olmadığı taktirde   Kürdistan'a yağmur gibi  altın veya bomba yağdırmak hiç bir şeyi değiştirmeyecektir. Bir asırdan beri katliamlar ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmeye, yok sayılmaya maruz kalmış bir coğrafyanın, bir milletin gasp edilmiş haklarının iadesi ve kırılan onurunun tamir edilmesi öyle pansuman önlemlerle halledilir zannediliyorsa yanlışşünülüyor demektir. Yine bu iş, içi doldurulmayan, laftan ibaret dini  söylemlerle, uyutma  ve oyalama hileleriyle de çözülemez. PKK biter bir başkası çıkar. İşi temelden çözmenin yolu hakkın teslim edilmesidir.

 

Evet Ak Parti, süreci yanlış adresle ve yanlış yöntemle yürüttüğü için çözüm meselesinde bozguna  uğradı. Şu son üç aydan beri gelinen çıkmaz nokta,  önceki dönemde yapılan hataların sonucudur. Bu yanlış uygulamalardan çıkan olumsuz sonuca kimileri gibi  'oh ne iyi  oldu' demiyoruz, demiyeceğiz. AK Parti'nin bu hatasını kabul etmesi ve doğru olanı yapmak için fazla vakit kaybetmeden harekete geçmesi gerekir diye düşünüyor ve umut ediyoruz. Ancak şu an asıl önemli olan;  işlenmiş hatalara yenilerinin eklenmemesidir.  Ama anlaşılan o ki, hükümet yeni ve daha ağır sonuçlar doğuracak hatalar işlemeye devam ediyor.

Peki nedir bu hata olarak gördüğümüz  şeyler? PKK'nın savaşı şehirlere taşıması ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, hükümetin polis ve orduyu sokaklara sevk etmesi de bir o kadar yanlış ve tehlikelidir. Evet, halkın PKK'nın özyönetim veye devrimci halk savaşına itibar etmediği doğru. Halk, PKK'nın kendilerini zora sokmalarından daha çok, devletin kendilerini bunların tasallutundan kurtarmak için samimi hiç bir çaba ortaya koymamasına, kazılan hendekler ve konulan barikatlara adeta  seyirci kalınmasına ve kendilerini potansiyel terör destekçisi gören tavrına hayıflanıyor.  Ak Parti eğer bölge halkını tekrar kaybetmek istemiyorsa hataları sonucu oluşan bu yeni olguya karşı akıllı bir siyaset yürütmelidir.İşi yakıp yıkmak, öldürüp kökünü kurutmak yoluyla halledeceğini sanan, bozkurt işareti yaparak, duvarlara ırkçı sloganlar yazan  zihniyet ve elemanları bölgeden çekmelidir. Sokak ve mahalle aralarında duran tanklar  acilen kışlalarına sevk edilmelidir. 

PKK ile mücadele adına dindar vatandaşların evlerini zorla işgal edip mevzi ve karakol haline getirmenin adı 'devlet' olamaz. Koruculuk sistemini ihya etme girişimleri de geçmişten ders alınmadığını gösteriyor. Devlet  şiddetten  kurtulmak istiyorsa, önce kendisi şiddetten uzak kalmalıdır. Güvenliği sağlıyorum gerekçesiyle suça bulaşmamış insanlara zarar verilmemesine azami dikkat gösterilmelidir.

 

Doğrusu son günlerde tırmanan gerginliğin nerede duracağını bilen yok. DTK Kongresinin sonuç bildirgesi ve hükümet cenahının buna verdiği sert tepki şehirlerimizde başlayan yangının daha da büyüyerek devam edeceğini gösteriyor.Cemil Bayık, Le Monde gazetesine  yaptığııklamada savaşın süreceğini söyledi. HDP'nin de kandil'in kararlarına boyun eğmek zorunda kaldığı anlaşılıyor. Alt yapısı ve halk desteği olmayan bir savaşı sürdürmenin kime ne faydası olacak?

Şahsen bu halkın,  dansöz partilerinde eğlenen zihniyet için savaşacağına inanmıyorum. Halkın desteğinden yoksun, sadece dış destekle sürecek bir savaş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur. ABD, Rusya ve İran'ın desteğine güvenerek iç savaş ilanı yapan PKK, savaşı sürdürmek için aldığı bu kararı bir intihar mesabesindedir.PKK artık bugünden itibaren halkın desteğini hızla kaybedeceği bir merhaleye sürüklenmiştir. 

 

 Bir tarafta halkın güven ve sevgisini kazanamama sorunu yaşayan  devlet, diğer tarafta halkı ateşe çukuruna sevk eden bir örgüt... PKK'ya  sorarsanız 'halk ayaklansın' diyor.  Devlete sorarsan, 'bu halk artık PKK'ya destek vermesin, karşı çıksın' diyor. Her iki taraf da halkı meydana, savaşa davet ediyor. Halk ise bu beladan kaçışın kapısını zorluyor.

Bu savaşta PKK'nın kazanma şansı çok az görünüyor. Devlet, pire için yorganı yakma hatasını sürdürmekten vazgeçtiği gün PKK artık  halktan destek bulamayacaktır.

Şimdi soralım; şu kış mevsiminde sokak ve mahalleleri savaş alanına döndürülmüş, imkan bulanların göçtüğü; kaçabilecek fırsatı bulamamış olanların  hapsoldukları evlerinde  hedef haline geldiği insanlardan kim hangi  hakla destek isteyebilir?

 

Bir de kendimize soralım: Şu kış mevsiminde yerinden yurdundan göçen on binlerce insana kim yardım ediyor? Ey müslümanlar, hayır sahipleri, sivil kuruluşlar, insan hakları savunucuları neredesiniz? Baas zulmünden kaçan Suriyelilere gösterdiğiniz civanmertliği neden kendi öz kardeşinizden esirgiyorsunuz? Silvan, Cizre,Silopi,Sur'da yakılıp yıkılan evler, tarihi mekanlar, camiler, vurulan masum canlar neden vicdanlarımızı sızlatmıyor?

Haydi hep beraber mazlum halkın yanınada olalım, yardımlarına koşalım. Zorba yöntemlere, masumların katline,tarihin talan edilmesine şu aziz toprakların Suriyeleştirilmesine izin vermeyelim.Hep beraber ' édi bese' diye haykıralım.

 

 


 
 
31 Aralık 2015 Perşembe 10:04
Okunma: 3180
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık