Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Remzi Çakın

 
 
Remzi Çakın

En Büyük bilge Zamandır, Öğretir / Köşe Yazısı - Remzi Çakın

Remzi Çakın

 En Büyük bilge Zamandır, Öğretir

Bazen olan bitene bakınca geçmişte yaşananlar ister istemez insanın aklına geliyor. HDP nin kuruluşuna katılmadım, siyasi olarak da kendi penceremden bakınca HDP nin siyasi argümanları bana doğru gelmedi. 7 Haziran seçimlerinde oy vermedim. Ancak, HDP nin omurgasını oluşturan PKK ve başkanları Öcalan’ın verdikleri beyanatları eğer doğru ise –ki bence doğru- biz artık bağımsız Kürdistan siyasetinden vazgeçtik; Türkiye’deki demokratik halk kesimleri ile birlikte ortak demokrasi mücadelesi vereceğiz.

Bu doğruluğa inandığın zaman HDP kendi içinde tutarlı bir siyasi oluşumdur. Hem Kürdistan’a ket vurmak, hem de demokratik cumhuriyet vurgusu yapmak yanlış bir gel-git siyasetidir. HDP, Kürt aydın ve siyasetçilerinden aldığı eleştirileri de bundan dolayı almaktadır.

Şimdi biraz geçmişe gidelim ve DEP sürecini hatırlatıp sizlere anlatayım. O süreci yaşamış arkadaşlar doğrular veya eksiklerimi tamamlarlar.

DEP in kuruluş çalışmasında yer aldım, kurucuları arasındayım ve de parti meclisinde bir dönem görev yaptım. Kuruluş aşaması çok sancılı geçti. Nedeni, Kürt siyasi bileşenlerinin ve bağımsız adayların katıldığı en geniş katılımlı Kürt siyasi oluşumu olmasıydı. HEP kapanmış, milletvekillerinin yeni kurulacak partiye geçmesi gerek ki parti devletten ödenek alsın. Gelişmeler uzun bir hikaye, ancak çok kısa anlatacağım. HEP kuruluşundan kısa bir sure sonra, parti tamamen PKK siyasi eğilimi taşıyan siyasetçilerin egemenliğine geçti. HEP de yer alan Kürt siyasi eğilimler partiden ayrılmak zorunda kaldılar. HEP dışında kalan Kürt siyasi çevreleri biraraya gelerek yeni bir parti kurma çalışmasına başladılar. Bu çalışmada ben de yer aldım. Yaklaşık bir yıl bu çalışma devam etti. Artık partileşme sürecine gelmiş, son toplantısını Ankara’da yapmıştı. Toplantı devam ederken HEP den acil bir görüşme talebi geldi. Görüşme talepleri kabul edildi. Bir milletvekili heyeti toplantıya geldi; kısaca şu talep dile getirildi: “HEP kapanacak, gelin birlikte daha geniş kapsamlı bir parti kuralım. Kurulacak bu parti tüm Kürt siyasi çevrelerini ve Kürt aydınlarını kapsasın. Biz vekiller de bu partiye geçelim ve devletten ödenek alsın bu parti.”

Sonuç olarak, anlaşma sağlandı ve çalışmaya başlandı. İki komisyon kuruldu, bir tüzük ve program komisyonu, diğeri Kurucular Kurulunu belirleme komisyonu.

Komisyonlar çalışmaya başladı, bu çalışma yaklaşık bir ay sürdü. Çalışmalar hızla son aşamaya geldi, Kurucular Kurulu listesi tamamlandı, basın haberdar edildi, artık kuruluş aşamasına gelmişken bir son dakika darbesi ile sallandık.

Varılan mutabakatta genel başkan rahmetli Şerafettin Elçi olacak, destek veren siyasi çevreler eşit oranda temsil edilecekti, bağımsız aydınlara yer verilecekti. Bu anlaşma çerçevesinde çalışmalar tüm hızıyla devam ederken, Kurucular Kurulunda adı dahi olmayan sayın Yaşar Kaya eklendi ve genel başkanlığa adı okundu. Son dakika depreminin sarsıntıları çok şiddetli oldu. Şerafettin bey dahil bir çok çevre ve bağımsız şahsiyet uzun bir tartışma ve uzlaşma maratonundan sonra, uzlaşma olmayınca Kurucular Kurulundan ve oluşumdan çekildi. Biz kalan çevre ve bağımsız şahsiyetlerle kalınan yerden devam ettik. Kalan Kurucular Kurulu ile toplandık, üç başkan adayı ile oylamaya gittik. Üçüncü tur oylamadan sonra Yaşar Kaya başkan seçildi ve İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçesini verdik. Teşkilat örgütlenmelerinden sonra Genel Kurul yapma kararı alındı ve genel kurula gittik. Benim örgütleme yaptığım Adıyaman, Gaziantep, Maraş ve İstanbul Gaziosmanpaşa’da birçok tehdit ve baskıya rağmen teşkilatları oluşturduk. Bu baskılar da PKK çevresinden gelen baskılardı. Kısaca, partinin tek sahibinin kendileri olduğu, bizi konu mankeni olarak kullandıkları vs. gibi argümanlardı. Bu yasal partinin sözde var olduğunu, asıl belirleyici gücün PKK olduğunu üstüne basa basa dikte ederlerdi. Biz de iki seçenek sunduk; ya direct PKK yı savunalım ve meşru mücadele verelim ya da TC yasalarının el verdiği ölçüde kurulmuş olan bu partiye bir kimlik, siyasi kimlik kazandıralım.

Bu arşivlerde olduğu için aktaracağım. İlk genel kurultayda şu konuşmayı yaptım: “Biz ne bir Kürt partisiyiz, ne de Türk partisiyiz, biz Türkiyeli bir partiyiz. Türkiyeli bir parti olma mantığı içerisinde siyasette yol almalıyız.

Biz Kürtler Türkiye’de Türk değil Kürdüz. Birey değil halkız, ancak TC vatandaşıyız. Vatandaş topluluğu olarak doğan haklarımız gereği halkımızn özgürlük ve demokrasi mücadelesini vereceğiz.

Bu haklı mücadele aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi mücadelesine de katkı sunar. Diğer izdüşümü ile Türkiye’yi dünya demokrasi mücadelesine ortak eder.”

Bu konuşmam 32. Gün programında rahmetli M. Ali Birant’ın arşivinde vardır, bakmak mümkün. Ne yazık ki o gün bu arkadaşlar bizi bu söylemlerimizden dolayı kürsülerden atarak anahtar listelerine alamadılar. Göstermelik oylamalarla demokrasi oyunu oynadılar. Aradan 23 yıl kayıptan sonra, birçok insan canından, malından olduktan sonra, köyler, kentler yıkıldıktan sonra, o dönemin liderleri “hain” ilan edilip öldürüldükten sonra ve de o gün o anlayışın katı savunucuları sonra onlara küfür ettikten sonra sonra sonra … gibi.

Ancak, ne acıdır ki, o gün bize karşı çıkan bu anlayış, bugün 180 derece dönerek, artistlerle, köşe başı bekleyen yalakalarla Türkiyelileşme sevdalısı olarak kurulan HDP de dörtnala inadına Kürdistan’dan Türkleşmeye koşuyorlar. Kürt kökenli milletvekillerini  ikibin dolar maaşla transfer edenler yine bunlardı, Yalçın Küçük’ü abi diye getiren yine bunlardı, Ergenekon avukatı Ali Rıza Dizdar’ı getiren yine bunlardı. Kimin yerine! Geçen pazar trafik kazasında yaşamını yitiren rahmetli Fehim Demir’in, Remzi Çakın’ın, Hasan Deniz’in, Mustafa Özçelik’in, M. Emin Kardeş’in. Bu isimler sadece örnek. Bu süreci yaşayan Kürdi tüm arkadaşlar bunun en canlı tanığıdır. Bir söz var; “beraber yol aldığın yol arkadaşını, yolda ilk gördüğünle değiştirirsen, hem yoldaşından olursun hem de yoldan olursun.”

Bu anlayışın sonu bu olacaktır, hep beraber göreceğiz. Zafer sonunda Kürdün ve Kürdistan’ın olacak. Bu düşünceler ışığında hiç bir Türk partisine oy vermeyeceğim.

7 Haziran seçimleri sonrası ilk yaptığım yorum!!!

“Türkiyeleşme ve seçim maratonunu başarı ile tamamlayan yeni Türkiye partisi HDP yi kutlarım. Seçim sonucunda oluşan tablo görünen yüzüyle halaylık, gelecek günlerde görünecek yüzüyle karanlık. Egemen olan aktörler tarafından oluşan proje bu boyutta değildi. Şimdi bu aktörlerin bir savaşa gireceği kesin. Bu kavga sonucunda yenilen aktör RTE, kolay kolay bu durumu hazmetmeyerek intikam alma yoluna gidecektir. Bu intikam İmralı aktörünü de yakında etkileyecek. Bunun sonucunda yeni Türkiye partisi olan HDP de karışacaktır. AKP+MHP Türk islam sentezli bir hükümet kuracaklar. Büyük ihtimal yeni hükümetin iç ve dış işleri bakanlıkları MHP’ye verilecek. Karanlık çalışan Jitem ve MİT kanatları arasındaki kavga da körüklenerek karanlık işler hız kazanacaktır Kürdistan’da. Bu gelişme Kürdistan milli direnişini güçlendirecek. Bu gelişme Diyarbakır zindanında bağımsızlıkçı kanat olan Egit ekolü PKK içinde ses bulacaktır. Yine Diyarbakır zindanında itirafçı olan zihniyet, ki bugün özellikle HDP de vücut bulan anlayış arasında bir kırılma olacaktır. Bu kırılma, bağımsız Kürdistan’ı savunan güçleri birleştirecektir. Bunların çoğu gerçekleşti, gerçekleşmeyenler için ise süreç devam ediyor. Bekleyip hep beraber göreceğiz. Futbol takımı tutar gibi siyaset partisi tutan arkadaşların hoşuna gitmeyebilir bu yazılanlar, ama bir gün mutlaka doğruluğunu test edecekler.


 
 
29 Ekim 2015 Perşembe 08:06
Okunma: 2562
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

    Yaşam

    Gündem

    Teknoloji

    Siyaset

    Kültür-Sanat

    Dünya

    Son Dakika

    Ekonomi

    Yerel Haberler

    Spor

    Sağlık

    Özel Haberler

    Medya

    Eğitim

    Yukarı Çık