Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mehmet Cömert

 
 
Mehmet Cömert

İslam birligi bir utopya degildir / Köşe Yazısı - Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

  İslam, batılı  anlamıyla sedece kuru 'inanç'tan ibaret bir din değildir.Toplum yaşamını ilgilendiren maddi ve manevi alanın hepsi  İslam'ın kapsam alanındadır. Diğer bir  ifade ile müslüman, hayatının her adımında İslamî ölçüleri gözeten kişidir.

 

Yeryüzündeki canlı organizmaların  varlığını sürdürmesi için gereken ana unsurlar ne kadar önemli ise, fert ve toplum  hayatının devamlı ve dengeli olabilmesi için  de  İslam   o kadar önemli ve hayatidir.   İslam, özü itibariyle  teslimiyettir ki, bu anlamıyla bütün bir evrenin de tabiî dinidir. İnsanın, yaratıcı kudretin karşıkonulmaz iradesine uymayı bilinçli  olarak kabul etmesinin adıdır müslümanlık.

Müslümanlar  arasındaki  'birlik' düşüncesi İslam'ın yüce kitabı Kur'an'a dayanmaktadır. Kur'an müminlerin kardeş olduklarını, ilâhi emirlere uyarak ayrılığa düşmemelerini emrediyor. ' Hepiniz toptan, Allah'ın ipine  sımsıkı sarılın bölünüp ayrılmayın.' (Al-i İmran.103) Toplumsal yapı da, birlik ve beraberliği zorunlu kılar. Özellikle çağımızdaki mevcut  şartlar  bunu daha bir zorunlu hale getirmiştir. Sömürgecilik döneminden bu yana biz müslümanlar, parçalanmışlığın ve doğru dürüst  bir birlik oluşturamamanın acı ve ağır faturasını çekmekteyiz.

 

İslam birliği elbette bir ütopya değildir.Tarihte olduğu gibi günümüzde de toplumlar ve devletler  belli amaçlar doğrultusunda siyasi, ekonomik ve dini sâiklerle  birlikler oluşturmuşlar, oluşturmaya devam ediyorlar.Herkes için makul ve imkan dahilinde  olan bir şey, müslümanlar için neden imkansız olsun?

Dinleri bir olan toplumların kendi aralarında birlik oluşturmaları çok daha kolaydır.Tarihin en büyük ittifaklarıdinî referanslar üzerine bina edilmişlerdir.   Hem  İslam ülkeleri sadece dini olarak değil; coğrafi, tarihi ve kültürel  anlamda  da birlik oluşturmanın en uygun örneğini ortaya koyabilecek  bir altyapının sunduğu avantaja da sahiptirler.Yekpare bir coğrafyanın yanında  birlik oluşturmayı gerekli kılan onlarca gerçek neden var. Yani un var, süt var, şeker var. Neden güzel bir tatlı yapılamasın?

 

İslam birliği gündeme geldiğinde 'bu iş olmaz' diyenler, ya cahil dostlar, ya da hasetçi düşmanlardır. Batı haçlıdünyası, öteden beri İslam'a ve onun birlik olmasına karşı duran  en büyük hasımdır.  Ancak İslam dünyasındaki birlik idealinin   önünde duran   dış engeller önemli olmakla beraber, engellerin en yamanı bizim kendi içimizde olanlarıdır.Müslüman dünyayı kasıp kavuran cehaletin peydahladığı 'mezhepçilik' ve 'ırkçılık' illeti, ümmetin birlik olma yolunu tıkayan ve muhakkak ortadan kaldırılması gereken iki tehlikeli hastalıktır. Bu iki engel bertaraf  edilmeyinceye kadar kalıcı ve hakiki bir birlik kurulamaz. Bu çok önemli işi  de, ancak ciddi bir İslami eğitim ortadan kaldırabilir.Yani Kur'an-ı Azim'in o ilk emri olan 'Yaradan Rabbinin adıyla oku' fermanına dönmemiz gerekir.

 

Farklı mezhep, meşrep ve ırklara âidiyet  konusunda yanlış anlaşılmayı önlemek için şunu belirtmeliyiz ki, tehlike arz eden şey,her hangi bir  'mezhep' veya 'ırk'ın varlığı veya ona duyulan aidiyet değil; asıl tehlikeli olan, bu aidiyeti suistimal edip kendi dünyevî amaçları uğruna kullanmaktır. Ve malesef bugün yaşadığımız acıların kaynağı da budur.  Özellikle maddi çıkarlarını korumak isteyen devletler ve iktidarlar dini ve mezhebi kullanıyorlar.Bugün olduğu gibi, dünün tarihi de bu iğrenç fiilin örnekleriyle doludur. Korkunç örnekleri avrupada yaşanmış bu inanç sömürüsü  'din kitleleri uyuşturan afyondur' tepkisine neden olmuştur. Cahil ve çıkarcı din adamları da bu suistimalin ortaklığını yapmışlardır. 'Zındığın boynu vurula, eşkiyanın kökü kazıla' diye verdikleri fetvalar ile tarihin sayfalarını kana bulamışlardır. Hasılı siyasi güç ve otorite, hasımlarını yenmek için onları şeytanlaştırmak gereği duyar. Yavrusunu yemek isteyem kedi onu fareye benzetirmiş. Mesele tam anlamıyla malesef böyle.

 

Evet mezhepler, değişik yorumlar,farklı bakış açılarının sonucunda ortaya çıkmış mekteplerdir. Bütün mezhepleri ve ırkları bire indirgemek ne gerekli, ne de mümkün olan bir şeydir. İlâhî kudretin nişanı, değişik hikmetlerin tezahür vesileleri  olan  farklılıkları 'tek'e indirmeye çalışmak  fıtratla savaşmak demektir. Farklı mezhep, ırk ve unsurlar,   hayatın tabbii akışı içinde yer alan, olması gereken renklerdir ve  ümmet için rahmet ve bereket vesileleridir. Ancak cehaletin  galebesi neticesinde   bu güzel vesileler azap ve felakete dönüştü malesef.

 

Bugün çok büyükbir mezhepçilik ve ırkçılık tehlikesi ile karşı karşıyayız.  Yıllardır Irak,Suriye, Pakistan, Yemen ve Lübnan'da olup bitenler bu pis oyunun sonucudur. Yabancı güçlere sırtını dayayan bazı bölge ülkeleri mezhepçilik ateşini körüklemektedirler. Ne yazık ki bu ateşin cehennemî bir felakete dönüşme tehlikesi gün geçtikçe artıyor.Acil önlem alınmadığı taktirde bu ateş hepimizi yakacaktır.

 

Geçen  hafta  İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'nin açılış konuşmasında   CumhurbaşkanıTayyip Erdoğan'ın 'Benim dinim Sünnilik de değildir, Şiilik de değildir. Benim dinim İslamdır.' şeklinde konuyu gündeme getirmesi ve birlik çağrısı yapması önemlidir. Bu tür ifadeler 'İttihad-ı İslam' idealine gönül bağlayan her müslümanı heyacanlandırır; susayan insanın su sesinden duyduğu umut ve heyecanı yaşatır.Umarım gördüğümüz hissettiğimiz  sudur, serap değildir.


 
 
1 Mayıs 2016 Pazar 01:15
Okunma: 21339
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık