Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mehmet Cömert

 
 
Mehmet Cömert

Umut îmandır / Köşe Yazısı - Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

 Genelde bölgemizde, özelde de Suriye sahasında olup bitenler elbette insanı üzüyor.Yüzbinlerce ölü, on milyonu aşan mülteci sayısı ve harap edilen güzelim Halep ve diğer şehirlerimiz.. Arşa yükselen mazlumların ah-u figanları, insanlığını yitirmemiş herkesin   yüreğini dağlıyor.

Evvela şunu  bilmek lazım ki, tarih  yıkımlar ve yeniden inşalarla doludur. Toplumların tarihine hükmeden yasalar gereği bu yıkımlar gerçekleşir ve bunlara engel olmak da mümkün değildir.   'Sünnetullah' diye adlandırılan bu ilâhî yasalar asla  değişmez.

İnsan için mukadder olan yaşam ve ölüm, sosyal bünyeler için de geçerlidir. Son bir buçuk asır zarfında Avrupa başta olmak üzere, Rusya'da, Çin'de, Hindistan'da, gerek iç çatışmalarda gerekse dış müdahaleler sonucu milyonlarca insan hayatını yitirdi, kimi şehirler haritadan silinmişçesine tahribata uğradı. Bu memleketlerdeki eski yapıların sahadan çekilmesi  ve yerine bugün gördüğümüz yapıların inşa edilmesi asırlar süren uzun bir sürecin sonucudur.

Bizde ise, eski çağdan kalan köhnemiş zihniyet ve yönetimlerin oluşturduğu  ağır sorunlar o kadar birikmiş ki, toplumsal direncin bu sorunları bir çırpıda silip atması mümkün görünmüyor. Yani yaşanan süreç  çok sancılı bir doğumdur. İslam dünyasında bir yanardağ gibi püsküren toplumsal direnç,  'İran İslam Devrimi' ile ilk defa kendisini gösterdi. Aradan otuz yıl geçtikten sonra ortaya çıkan 'Arap Baharı' da belli bir sarsıntı yaptı; ama istenen sonuca ulaşılamadı.

Geleceği, mutlak gaybı  bilen sadece Allah'dır. Bu köhnemiş yapılar, kim bilir  daha kaç şiddetli sarsıntıdan sonra meydanı terk edecekler. Ama can çekiştikleri, ölüm terleri döktükleri kesin. Bu çürümüş, müfsit yapıların ölömünü hiçbir beşeri güç engelleyemeyecektir.

 

Müslümanlar olarak 'Sünnetullah'ı iyi kavradığımız söylenemez. Ellerimizi açıp dua ediyoruz ve fakat kış mevsiminin ortasındayken baharın veya yazın gerçekleşmesini istiyoruz. Dokuz ayda doğması gereken  bir çocuğu daha erken doğurtmaya çalışırsanız, anneye düşük yaptırırsınız. Bunun da sonucu; ya  ölü, ya da özürlü bir bebek olabilir ancak. Aceleci olmamak ve ama bu doğumun muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir. İşin  en önemli noktası ise; doğumun sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi  ve  gelecek olan çocuğun güven içinde gelişmesini tamamlayacak ortamın hazırlanmasına yoğunlaşmaktır.

Arap baharı sürecinin başına gelenler genel bir yılgınlık ve umutsuzluk doğurmuş olabilir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, bu sürecin karşı devrimle durdurulması bir  başarı olarak değerlendirilemez. Çünkü  karşı devrim, Arap baharını tetikleyen sebepleri ortadan kaldırabilmiş değil. Toplumun özgürlük ve adalet arama ihtiyacı eksilmediği gibi daha da artmış bulunuyor.

Karşı devrim,  dış müdahalenin  desteğiyle ayakta durabiliyor ancak. Mısır ve  Suriye'de olup bitenler bunun en bariz örneğidir.  Bu dış desteğin her zaman devam edemiyeceği de bellidir. Halka dayanmayan her rejim dış destekle ayakta durmaya çalışır. Bu destek ise ilânihaye devam edemez. Dolayısıyla bölgemizdeki mevcut despot yönetimlerin hâli, sunî teneffüs yolu ile müdahale edilen komadaki hastanın hâli gibidir. 

Evet, toplumlara hükmeden değişim yasaları ağır işler. Bu sebepledir ki, Kur'an-ı Kerim  sıkça 'sabretmek'ten bahseder;  bir çok ayette Allah'ın sabredelerle beraber olduğuna  vurgu yapar.

'Değişim' bütün varlığın boyun eğdiği ilâhî bir 'yasa' ve 'kader'dir. Toplumsal alandaki değişimler uzun bir zaman süreciyle beraber bazı şartlara bağlı olarak gerçekleşirler. Bize düşen bu şartların olgunlaşması için çaba harcamaktır. Sonucun nasıl ve ne zaman olacağına ise ilâhî kader hükmeder ancak. Bu anlamda ' men âmene bi'l- qader, emine min'el- keder' (Kadere iman eden rahat eder) denmiş.

İman esaslarından biri de öldükten sonra tekrar dirilişe inamaktır. Bu kapsamda Müminler olarak toplumsal alandaki yeniden  dirilişe de şeksiz şüphesiz inanmamız lazımdır. Bu imanla hareket ettiğimizde işlerin peyder pey düzelmeye doğru gittiğini  göreceğiz. Şu önemli hususu da unutmamak gerekir ki, karanlığın en koyu olduğu an, şafağın yakın olduğu andır. Ve karanlıkta iken duyulan umut, imanın tâ kendisidir. 

 


 
 
6 Mayıs 2016 Cuma 00:53
Okunma: 29122
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık