Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Ali Bozkurt

 
 
Ali Bozkurt

İnsanın Yaratılışı / Köşe Yazısı - Ali Bozkurt

Ali Bozkurt

  

Allah, bütün canlı varlıkları ayrı ayrı ve örneksiz olarak yaratmıştır. Türler arası geçiş ve evrim olmamıştır.

Allah, bütün canlı varlıkları yarattığı gibi, uygun gördüğü ve irade buyurduğu zamanda İnsanı da, yaratmıştır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (50/Kaf-16)

İnsan cinsini, yegane yaratıcı olan Allah yaratmıştır. Allah, yarattığı insanın her halini bilir. İnsanın hiçbir düşünce ve tasarısı Allah’a gizli kalmaz. Temsili anlamda, ona şah damarından daha yakındır. Melekleri aracılığıyla, insanların yaptıklarını kayıt altına almaktadır.

Allah, ilk insan Hz. Adem (a.s.)’ı örneksiz olarak topraktan yaratmıştır.

Allah, Hz. Ademi, nasıl anne ve baba unsuru olmadan yaratmışsa, Hz. İsa’yı da baba unsuru olmadan yaratmıştır. Bu husus, Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir:

"Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi." (3/Al-i İmran-59)

Allah, nasıl Hz. Adem’i, hem annesiz hem de babasız olarak topraktan yaratıp “ol” dediğinde, Hz. Adem var olmuşsa, Hz. İsa’yı da sadece babasız olarak yaratmıştır. Hz. İsa’nın yaratılması, Hz. Adem’in yaratılmasından daha fevkalade bir durum değildir.

İnsanı, hem ilk başta hem de öldükten sonra yaratmak, Allah için zor değildir. Bu husus Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

"(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık." (37/Saffat-11)

Allah, insandan önce, yeri, gökleri, melekleri ve yeryüzündeki varlıkları yaratmış, daha sonra da insanı halk etmiştir. İnsan şunu düşünmelidir: Bütün bunları yaratmak mı da zordur, yoksa katışık bir çamurdan var edilen insanı yeniden yaratmak mı? Dünyayı, evreni ve içindeki sair varlıkları yaratan Allah için, öldükten sonra insanı yeniden yaratmak asla zor değildir.

Bu kısa girişten sonra, insanın aratılışı konusunda şu sorulara cevap aramak gerekir:

1.İnsanın ilk yaratılışı nasıl olmuştur?

2.İnsanların tek nefisten yaratılmış olması ne anlama gelir?

3.İnsanların hamilelik yoluyla yaratılmasının aşamaları nelerdir?

4.Yaratılış açısından, diğer canlılarla insan arasında nasıl bir benzerlik vardır?

5.İnsanın ilk yaratılışıyla Ahirette yeniden yaratılması açısından nasıl bir mukayese yapılabilir?

6.İnsanın işiten, gören ve akıl sahibi olarak yaratılmasının hikmeti nedir?

Şimdi bu soruları, ayet-i kerimelerin ışığı altında cevaplamaya çalışalım.

1.İnsanın ilk Yaratılışı Nasıl Olmuştur?

Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattığını beyan etmektedir:

“Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi." (3/Al-i İmran-59)

Allah, Hz. Adem’i anne baba unsurları olmadan topraktan yaratmıştır. Hz. Adem’in yaratılışı için başka düşünceler serdetmek, haşa, ona anne baba aramak sapıklıktır.

Allah, Hz. Adem’i yaratmak üzere toprağı çamur haline getirmiştir:

"O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı." (32/Secde-7)

Yarattığı her şeyi mükemmel bir şekilde yaratan Yüce Allah, insanı yaratmaya çamurdan başlamıştır. İnsanların atası olan Hz. Adem, çamur haline getirilen topraktan halk edilmiştir.

Allah, insanı yapışkan çamurdan yaratmıştır:

"Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık." (37/Saffat-11)

İnsan, su ile toprağın karıştırılmasından oluşan yapışkan çamurdan yaratılmıştır. Esasen hamilelik yoluyla doğan insanlar da su ile topraktan meydana gelirler. İnsan, beslenmesi itibarıyla toprak ile suya bağlıdır. Yiyip içtiği her şey toprak ile sudan gelmektedir.

İnsan, çamurdan süzülen bir özden yaratılmıştır:

"Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık." (23/Mü’minun-12)

Hz. Adem ve öteki insanlar, çamurdan süzülüp çıkarılmış bir özden yaratılmışlardır. Hz. Adem topraktan yaratıldığı gibi öteki insanların varlıkları da topraktan gelmektedir.

Hz. Adem’in yaratıldığı çamur, kurutulup şekillendirilmiştir:

"Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık." (15/Hicr-26)

Çamura şekil verildi. Şekil verilen çamur kupkuru hale geldi. Ardından bu bedene can verildi.

 “Hani Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.»” (15/Hicr-28)

Hz. Adem’in yaratıldığı çamura şekil verilmiş ve çamur kupkuru hale geldikten sonra canlandırılmıştır.

Hz. Adem’in yaratıldığı çamur, pişmiş gibiydi:

"Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı." (55/Rahman-14)

Hz. Adem’in yaratıldığı toprak, çamur haline getirildikten sonra, ona şekil verilip, ateşte pişmiş gibi kupkuru hale gelmesinin ardından, onu diriltmiştir.

Allah, Hz. Ademi yarattığı çamura şekil verip ona ruhundan üfleyerek can vermiştir:

“«Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!»” (15/Hicr-29)

Allah, Hz. Adem’e, organları yerli yerince ve görünüşü düzgün olarak şekil verdikten sonra, ona ruhundan üfleyip canlı bir varlık olmasını sağlamıştır.

Burada şu soruya cevap vermek gerekir:

Allah’ın Hz. Adem’e ruhundan üflemesi ne anlama gelir?

Hz. Adem’in bedeni sonradan yaratıldığı gibi, ona üflenen ruh da sonradan yaratılmıştır. Müfessir Sabuni bu hususu şöyle izah etmiştir:

"Âdem’in hilkatini ve suretini şekillendirdiğim ve onu âzâları düzgün kâmil bir insan olarak yarattığım, Benim mahlûkâtımdan biri olan ruhu ona üfürdüğüm ve onun da canlı bir insan olduğu zaman onun için secdeye kapandılar.” (Sabuni, Safvet'ü-Tefasir, C: 3, S: 278) Yani Allah, mahlukatından olan ruhu, ona üflemiştir.

İblis, Hz. Adem’e niçin secde etmemiştir?

"Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı." (7/Araf-11)

Allah, Hz. Adem’i yarattıktan sonra, meleklere ona secde emrini vermiş, bütün melekler secde etmiş ancak iblis secde etmemiştir. İblis, melek olmayıp cinlerdendir. O sırada meleklerle beraber bulunduğu için bu emre muhatap olmuştur. İblis, Hz. Adem’i kıskanarak, kendisinin ondan daha üstün olduğunu söyleyip secde etmemiştir.

Meleklerin, Hz. Adem’e secde etmeleri ne anlama gelir?

"Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." (2/Bakara-34)

Allah’ın, meleklere hitaben, “Adem’e secde edin!” diye emretmesinin en kısa izahı şöyledir:

Meleklere yapılan secde emri, ibadet için olmayıp, hürmet içindir.

Meleklerin, Hz. Adem’e hürmet amacıyla secde etmelerinin hikmeti nedir?

Bu hikmeti anlamak için, meleklerle insanlar arasındaki şu farkları bilmeliyiz:

*İnsanların cinsiyeti vardır, birbirlerinden çoğalırlar; meleklerin cinsiyetleri yoktur.

*İnsanlar beslenirler; melekler beslenmezler.

*İnsanlar günah işleyebilirler, melekler günah işleyemezler.

*İnsanlar, irade sahibi oldukları için, salih amelleriyle sevap kazanırlar; melekler, irade sahibi olmadıkları için, Allah’ın emirlerini zorunlu olarak yerine getirdiklerinden sevap kazanmazlar.

*İnsanlar, manevi yönden terakki ederler, melekler bulundukları derecede yaşalar.

*Melekler dahil, her şey insana hizmet eder, kimse meleklere hizmet etmez.

*İnsanlar, eşyanın isimlerini bildikleri gibi, konuşma dillerini geliştirme kabiliyetine sahiptirler.

İşte bu özelliklerden dolayı salih insanlar meleklerden üstün sayılmıştır.

Peki, sapıtmış insanların durumu nedir?

Kur’an, sapıtmış insanların hayvanlardan daha aşağı olduğunu haber vermektedir:

"Ve Andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir." (7/Araf-179)

Cehenneme girecek insanlar şu özelliklere sahiptirler:

*Kalpleri vardır, fakat onunla hakikati kavrayamazlar.

*Gözleri vardır, fakat onunla, Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini görmezler.

*Kulakları vardır, fakat onunla gerçeği dinlemezler.

*İmani hakikatleri anlamak, görmek ve dinlemek konusunda hayvanlar gibidirler.

*Hatta hayvanlardan daha aşağıdırlar; çünkü hayvanların hidayet üzere olmak gibi bir kabiliyetleri olmadığı için sorumlulukları da yoktur. Oysa bu tür insanlar, bile bile sapıklığı hidayete tercih etmişlerdir.

*Ve bu tür insanlar, tam anlamıyla gaflette olanlardır.

 

2.İnsanların Tek Nefisten Yaratılmış Olmaları Ne Anlama Gelir?

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının...." (4/Nisa-1)

Allah, insanları tek nefisten halk ettiği gibi, ilk insanın eşini de o tek nefisten yaratmıştır. Hz Hava’nın Hz. Adem’den nasıl halk edildiği ayrıntılı bir biçimde anlatılmamaktadır.

Ömer Nasuhi Bilmen Bu ayetin tek nefisten yaratılma kısmını şöyle izah etmektedir: '(Ey insanlar!) Ey Son peygamberin gönderildiği zaman mevcut olan ve ondan sonra hayat sahnesine getirilen akıl sahibi ve mükellef Ademoğulları!. (O Rabbinizden korkunuz) onun azabından sakınarak O Yüce Allah'a itaat ediniz (ki, sizi bir nefsten yaratmıştır.) İlk atanız olan Hz. Adem'in türemelerinden olarak bu hayat âlemine peyderpey getirmiştir, (ve ondan) Hz. Adem'in sol eğe kemiğinden alarak (da eşini) Hz. Havva annenizi (yaratmıştır.) bu iki yaratılış harikasını böylece vücude getirmiştir, (ve bu ikisinden de) Hz. Adem ile Havva'dan da (birçok erkekler ve kadınlar türetmiştir) yaratmış yeryüzüne yaymıştır. Artık bu kadar muazzam mahlükatı böyle olağanüstü bir şekilde meydana getirmiş olan Yüce Yaratıcıdan korkmak, onun mukaddes hükümlerine uymak lâzım gelmez mi?. Elbette lâzım gelir.' Aynı müfessir şu açıklamayı da yapmıştır: ‘Cenab'ı Hak, Adem Aleyhisselâm'ı müstakil olarak bir insan olmak üzere topraktan yaratmış, ona ruh üflemiş, onu bağımsız, hayat sahibi bir nice üstün vasıflarla vasıflanmış olarak varlık sahnesine getirmiştir. Sonra da Hz . Adem uyku halinde iken onun sol eğe kemiğinden alarak onun bir eşi, bir hayat arkadaşı olmak üzere Hz. Havva'yı yaratmıştır. Bu hadise, bazı zevata göre Hz. Adem'in cennete girmesinden evvel ve bazı zatlara, göre de sonra vuku bulmuştur. Adem Aleyhisselâm uykudan uyanınca yanında Hz. Havva'yı görmüş, kendisiyle hayat arkadaşlığına başlamış, bu iki kudret hârikasından da insanlık nesli meydana gelmiştir.' (Ömer Nasuhi Bilmen, Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, C:2, S: 540)

"Sizi bir tek candan (Âdem'den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva'yı) yaratan O'dur. Eşi ile (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah'a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler." (7/Araf-189)

Ayetten şunlar anlaşılmaktadır: Allah, önce Hz. Adem’i, sonra Hz. Adem’den Hz. Havva’yı ve ardından da, o ikisinden insan neslini yaratmıştır.

Hz. Havva’nın yaratılışı konusunda iki görüş vardır:

a)Hz. Havva, Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Ağırlıklı görüş budur. Bu görüşe delil olarak şu hadis getirilir:

“Kadınlar hakkında -birbirinize- iyi tavsiyelerde bulunun. Çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en fazla eğri olan tarafı onun üst kısmıdır. Bu sebeple, eğer onu doğrultmak istersen kırarsın, yok eğer kendi halinde bırakırsan eğri olmaya devam eder. Öyleyse kadınlar hakkında -birbirinize- iyi tavsiyelerde bulunun / birbirinize onlara iyi davranmayı tavsiye edin.” (Buhari, Enbiya-1; Müslim, Reda’-61, 62)

b)Hz. Havva, Hz. Adem’in yaratıldığı çamurun geriye kalan kısmından yaratılmıştır.

Bu konuda bir başka ayet meali şöyledir:

"O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık."  (6/En'am-98)

‘Tefsirlerde genellikle âyet-i kerîmedeki nefs kelimesinden Hz. Âdem’in kastedildiği belirtilmiş; müstakar kelimesine “yeryüzü veya ana rahmi”, müstevda‘ kelimesine de “kabir veya babanın sulbü” gibi mânalar verilmiştir.’ (DİB Kur!an Yolu ve Türkçe Tefsir, C: 2, S: 445)

Aynı konuda diğer bir ayet de şöyle bilgi vermektedir:

"O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti….” (39/Zümer-6)

Allah, insanları tek bir nefisten yani Hz. Adem’den yaratmış; Hz. Ademden de eşini  halk etmiştir.

Ve aynı konuda bir başka ayet:

" Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. ..." (49/Hucurat-13)

İnsanlar, Hz. Adem ile Hz. Havva’dan gelmektedir. Bu açıdan aralarında bir nesep farkı yoktur.

İnsanların Hz. Adem ile Hz. Havva’dan geldiğini incelerken şu ayeti de görmeliyiz:

"(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti." (5/Maide-27)

Müfessir sabunu bu ayet hakkında şu bilgileri aktarmaktadır:’Müfessirler der ki: Bu iki kardeşin kurban takdim etmelerinin se­bebi şu idi: Havva, her batında bir erkek ve bir kız doğuruyordu. Bir batında doğan erkek, diğer batında doğan kızla evleniyordu. Âdem (a.s) Kabil'i Hâbil'in kız kardeşi ile, Hâbil'i de Kabil'in kız kardeşi ile evlendirmek iste­yince Hâbil buna razı olmuş, Kabil ise razı olmamıştı. Çünkü onun ikiz kardeşi daha güzeldi’ Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C:2, S: 92)

Bu açıklamadan şunu anlıyoruz: Hz. Adem’in çocuklarından ikiz olanlar birbirlerini kardeş gibi görürken, ötekiler daha uzak görüyorlardı; o günün şartlarında mevcut olan uzaklık bu kadardı. Bu şekilde evlenmenin, Hz. Adem’in çocuklarıyla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ondan sonra, kardeş çocuklarının birbirleriyle evlenme imkanı doğmuştur.

3.İnsanların Hamilelik Yoluyla Yaratılışının Aşamaları Nelerdir?

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.” (96/Alak-2.3.)

Alaka, döllenmiş yumurta yani erkekten gelen sperm ile kadından gelen yumurtanın birleşmesi ile meydana gelen organize yapı demektir.

Diyanet Tefsiri, alaka kelimesini şu şekilde açıklar: 'Sözlükte “yapışmak, asılmak, sevgi, ilgi, kan emen kurtçuk” gibi anlamlara gelen alaka kelimesinin çoğulu olan 2. âyetteki “alak” ile aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç cidarına asılı vaziyetinin (zigot) kastedildiği anlaşılmaktadır. Âyetler insanın kâmil bir varlık haline gelmesi için önce yaratanı, sonra da yaratılanı yani kendisini ve evreni tanımasının gerekli olduğunu gösterir .' (DİB Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C: 5, S: 652)

"(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!" (77/Mürselat: 20-23)

Allah, dayanıksız bir su olan spermden insanı yarattığını bildirmektedir. O dayanıksız su yani sperm, hamilelik süresince, bebek oluşumu için sağlam bir yer olan ana rahminde muhafaza edilir. Ve neticede bebek doğar. Bu gelişmeler, Allah’ın güç ve kuvvetinin nişaneleridir. İnsanın bu şekilde yaratılması, öldükten sonra da kolayca yaratılabileceğini gösterir.

"İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?" (76/İnsan-1)

Müfessir Sabuni, bu ayetin tefsirinde şu açıklamayı yapmaktadır: ‘Burada insandan maksat cinstir. Zamandan maksat da anne karnında kaldığı süredir.[4] Âyetten maksat, insa­na meydana geldiği şeyin aslını hatırlatmaktır. Çünkü o, dikkate alınma­yacak derecede basit ve terkedilmiş bir şeydi. Yok olduğu dönemde babası­nın sulbünde bir hücre ve onu yaratmak isteyen Allah'dan başkasının bile­mediği adî bir su idi. Üzerinden belli bir zaman geçti ki o zaman o, yer kü­resi üzerinde yoktu. Sonra Allah onu yarattı, daha önce hiç kimsenin tanı­madığı, terkedilmiş ve tanınmayan bir şey iken Allah onu güzel bir şekilde yarattı.’ (Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C: 7, S:156)

"Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık…” (76/İnsan-2)

Katışık nutfeden maksat, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşmiş halidir. Allah, insanı, anne karnında, katışık nutfeden yaratmıştır.

"… Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. …" (39/Zümer-6)

İnsan, anne karnında bulunurken üç karanlık yerden geçerek oluşumunu tamamlar:

a)Annenin karın duvarı.

b)Rahim duvarı.

c)Cenini kuşatan duvar.

Tıbbın ilerlediği günümüzde, bebeğin anne karnında hangi safhalardan geçerek oluştuğu bilinmektedir. Bu bilgilerin, ayetlerde geçen bilgilerle örtüştüğü de bilinen bir husustur.

"Her insanı kendi annesinin içerisinde evvela bir nutfeden ibaret kıldı, sonra o nutfeyi "alaka" denilen uymuş kan parçası hâline getirdi, daha sonra da "mudga" denilen bir et parçası şekline soktu, onu müteakip de et, kemik, sinirden ibaret bir insanî şekle erdirerek kendisine ruh ihsan buyurdu onu, yeni bir mahlûk olarak vücuda getirmiş oldu." (Ömer Nasuhi Bilmen, Kur'an’ı Kerim Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, C: 6, S: 3065)

"O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır.  (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık." (6/En'am-98)

"Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir." (23/Mü'minun: 12-14)

Ayeti anlamak için, sırayla nutfe, alaka ve mudga kelimelerinin anlamını bilmek gerekir:

Nutfe, erkeğin spermi ile kadına ait ovumun birleşik halidir.

Alaka, döllenmiş yumurta yani erkekten gelen sperm ile kadından gelen yumurtanın birleşmesi ile meydana gelen organize yapı, pıhtılaşmış kan demektir.

Mudga, alakadan bir sonraki safha olup, ceninin bir cm. boyuna ulaşarak bir çiğnemlik et boyutuna ulaşmasıdır.

Bebek, bu üç safhadan sonra, biyolojik ve psikolojik boyutlarıyla birlikte, başka bir yaratışla yaratılarak, mükemmel bir hal alıp insan vasfını elde eder.

Özet olarak: anne karnındaki bebek, nutfe, alaka ve mudga safhalarından sonra et, kemik ve sinirden meydana gelen boyuta ulaşır; bu safhada kendine ruh üflenerek canlı olma vasfını kazanmış olur.

Konu Tarık suresinde de anlatılmaktadır:

"İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı. O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar. Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kādirdir." (Tarık: 5-8)

Diyanet tefsiri, bu dört ayeti şu şekilde açıklamaktadır:

'Öldükten sonra dirilmeyi ve âhiret hayatını inkâr eden insanın, kendi yaratılışına bakarak ibret alması ve âhiret olayını buna göre değerlendirmesi istenmektedir. “O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar” diye çevirdiğimiz 7. âyeti müfessirlerin çoğunluğu, “erkeğin bel kemiği ile kadının kaburga kemiğinden çıkar” şeklinde yorumlamışlardır (Taberî, XXX, 92-93; İbn Kesîr, VIII, 396). Hz. Peygamber’in “Erkek ve kadından hangisinin suyu üstün gelirse çocuk ona benzer” (Müslim, “Hayz”, 33) anlamındaki hadisi de bu ikili işlevi ifade eder. Zira hadis çocuğun, eşlerin her ikisinin “suyunun” birleşmesinden yani sperm ile onun döllediği yumurtadan meydana geldiğini gösterir. Kur’an, buna “katışık (karışımlardan oluşan) meni” anlamında nutfetün emşâc (İnsan 76/2) demektedir. Biz 7. âyetin ilgili kısmını “bel ve göğüs kafesi” diye çevirmeyi uygun bulduk. Çünkü göğüs kafesi içinde akciğer ve kalp, bel kemiğinin (omurga) içinde ise omurilik vardır. Bu kemikler hem vücudun sınırlarını çizer gibidir hem de en hayatî organları içinde barındırmaktadır. Âyette bunlar zikredilerek insan vücudu kastedilmiş, meni ve yumurtanın kadın ve erkek vücudunda oluştuğuna, çocuğun da bunların birleşmesi sonucunda, var oluşunun ilk aşamasına girdiğine işaret edilmiştir. 8. âyette insanı yukarıda anlatılan meniden yaratıp mükemmel bir varlık haline getiren yüce yaratıcının onu öldükten sonra diriltmeye de kadir olduğu vurgulu bir şekilde ifade edilmektedir.' (DİB Kur'an Yolu Tefsiri Cilt :5 Sayfa: 597-598)

4.Yaratılış açısından, diğer canlılarla insanın Mukayesesi:

"Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir." (24/Nur-45)

Bu ayetten şunları anlıyoruz:

Kuvvet, kudret ve hikmet sahibi olan Allah, bütün canlıları sudan yaratmıştır:

1-Bunlardan bir kısmı, yılanlar ve diğer sürüngenler gibi sürünerek giderler.

2-Bir kısmı, insanlar ve kuşlar gibi iki ayakları üstünde yürürler.

3-Sığır, koyun gibi bazı hayvanlar ise dört ayak üstünde hareke ederler.

Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız: Allah, sonsuz güç ve kudret sahibidir. Mülkünde, hikmetiyle, istediği gibi tasarruf eder. Bize düşen, Yüce Allah’a gerçek anlamda kul olmaya çalışmaktır.

5.İnsanın ilk yaratılışı ile Ahirette yeniden yaratılması arasında nasıl bir mukayese yapılabilir?

"O, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olandır. Bu, O’na göre (ilk yaratmadan) daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce ve eşsiz sıfatlar O’nundur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (30/Rum-27)

Allah için, her türlü yaratma kolaydır. Ancak insan mantığıyla bakacak olursak, şunu hemen kabul ederiz ki, ölmüş bir varlığı ikinci kere yaratmak, başlangıçta hiç yokken yaratmaktan daha kolaydır. Allah, insan neslini, daha önce hiç yokken yarattığına göre, ahirette onları yeniden yaratması zor olamaz. İşte insanın ilk yaratılışı ile ahirette yeniden yaratılması arasındaki mukayesenin mantığı budur.

"De ki: İster taş olun, ister demir, isterse gözünüzde büyüyen herhangi bir mahlûk! (Bunlar, Allah'ın sizi yeniden diriltmesini güçleştirmez.) Diyecekler ki: «Bizi tekrar (hayata) kim döndürecek?» De ki: Sizi ilk kez yaratan. Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacak ve «Ne zamanmış o?» diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek!" (17/İsra-51)

Bu ayetten şunları anlamalıyız:

*Allah’ın, insanları ahirette hesaba çekmek üzere yeniden diriltip mahşer alanında toplayacağında hiçbir şüphe yoktur.

*İnsanlar, demir veya taş gibi, canlılık emaresinden çok uzak bir durumda bulunsa bile, Allah onları kesin olarak diriltilecektir.

*Allah için, yeniden yaratma dahil, yapmak isteyeceği hiçbir işte zorluk yoktur.

*Allah, insanları daha zor gibi görünmesine rağmen, nasıl ilk sefer yaratmışsa, ikinci sefer de yaratacaktır.

*Kıyametin kopacağı ve ardından insanların diriltilip mahşer alanında toplanacağı zaman çok uzak değildir; çünkü zaman dilimi olarak, ahir zamanda bulunmaktayız.

"Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız." (20/Taha-55)

*Allah insanları ilk başta topraktan yaratmıştır.

*İnsanlar nesilden nesile çoğalırlarken de toprağa bağlı olarak beslenmişlerdir.

*Topraktan gelen insanlar, öldüklerinde toprağa dönmüş olurlar.

*Yüce Allah, ahirette insanları topraktan çıkarıp bir daha diriltecektir.

6.İnsanın işiten, gören ve akıl sahibi olarak yaratılmasının hikmeti nedir?

"Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık." (76/İnsan-2)

Allah, insanın en önemli duyu organları olan görme ile işitmeyi zikrederek, onun doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etmesine yarayacak diğer bütün özelliklerini de kastetmiştir. İnsan, temyiz gücüne sahip kılınarak, mükellef yani sorumlu kılınmıştır. İnsanın sorumlu olması dünya hayatının bir imtihan olduğu anlamına gelir.

"...O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. ..." (11/Hud-61)

Allah, insanları yeryüzünden yani topraktan yarattı. İnsanların atası olan Hz. Adem’i direk olarak topraktan, diğer insanları ise topraktan gelen ürünlerden beslenmeleri nedeniyle dolaylı olarak, toprakta yarattı. İnsanlar, yeryüzünü imar edip ondan istifade edecek kabiliyette yaratılmışlardır. İnsanlar, hem yaratılmaları, hem de yeryüzünü imar edip ondan istifade etmeleri nedeniyle Allah’a şükretmelidirler.

7.Hz. Adem Bilgi İle Donatılmıştır:

"Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti...." (2/Bakara-31)

Allah, Hz. Adem’e eşyaların isimlerini öğretmiş ve yeni eşyalara yeni isimler koyma kabiliyeti vermiştir. Böylece insanlar, dillerini geliştirme ve yeni diller icat etme istidadına sahip olmuşlardır.

İnsanın, isimleri bilmesi ve konuşma dilini geliştirme kabiliyeti, onun yeryüzünde halife olması için gerekli bir özelliktir.

8.Allah, Yarattığı İlk İnsanı Peygamber Olarak Görevlendirmiştir:

"Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir." (3/Al-i İmran-33.34.)

Allah, insan neslinden peygamberler görevlendirip, onlara hidayet yolunu tebliğ etmeyi irade buyurmuş ve bu çerçevede ilk insan olan Hz. Adem’i, kendi neslinden gelenler için peygamber olarak tayin etmiştir. Daha sonraki asırlarda da peygamberler gönderdi. İnsanlığın ikinci atası olan Hz. Nuh’a da risalet verdi. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail, Hz. İshak ve soyundan gelen diğer birçok kişi ile Al-i İmran’dan Hz. İsa’ya risalet verdi

Yüce Allah, ilk insan olan Hz. Adem’den başlayarak, birçok kişiye peygamberlik verip kullarına hidayet yolunu göstermekle, onlara rahmet etmiştir.

Allah, kullarından seçkin kişileri peygamber olarak görevlendirmiştir.

9.Allah, Yarattığı İnsanları, Hikmetine Binaen, Akraba Kılmıştır:

"O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir." (25/Furkan-54)

Kan bağına dayanan akrabalığa nesep, evlilik bağına dayanan akrabalığa ise sıhriyet denir.

Akrabalık, insanlar için bir rahmettir. Akrabalık bağları sayesinde insani ilişkiler daha kuvvetli olur.

Nesep ve sıhriyet bağı nedeniyle kendilerine nikah düşen ve düşmeyen kişiler ile kime ne kadar miras düşeceği gibi hukuki kurallar belirlenir.

Bu konuya şu satırlarla son verelim:

Allah, insanı örneksiz olarak yaratmıştır.

Allah, Hz Adem’i anne baba olmadan yaratığı gibi, Hz. İsa’ı ise babasız olarak yaratmıştır.

Allah’ın, insanı yarattığı toprağın vasfı; çamur olmakla birlikte, yapışkan, süzülen bir öz, ardından ateşte pişmiş gibi kupkuru hale getirilip şekil verilmiş olmasıydı.

Allah, meleklere Hz. Adem’e ibadet maksadıyla değil, hürmeten secde etmelerini emretti.

İnsan nesli tek nefisten yaratılmıştır.

Allah, insanları mükellef kılmak için, akıl sahibi, gören ve işiten varlıklar olarak yaratmıştır.

İlk insan, ilk peygamberdir.

Allah, insanları nesep ve sıhriyet yoluyla birbirlerine akraba yapmıştır.


 
 
3 Temmuz 2018 Salı 12:10
Okunma: 913
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık