Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Méhmédé Flânkésé

 
 
Méhmédé Flânkésé

Kürtlerdeki Eğitimin Optimum Yansıması / Köşe Yazısı - Méhmédé Flânkésé

Méhmédé Flânkésé

 Etrafı tel örgüyle ve üç metre duvarla kaplı bir lise düşünün. Kanı deli olan ve her şeye körü körüne bir sempati ve önyargı ile yaklaşan öğrencilerin güzel bahçesinde ve sınıflarında eğitim gördüğü bir okulda, acımasızca tüketim sarhoşluğun hüküm sürdüğü bir zaman diliminde, başı boşluğun ve devlete düşman olmanın tavan yaptığı bir çağın gerginliğini ekonomik sıkıntılarla hat safhada yaşayan bir veli/baba ve bir öğrencinin durumu ne olur sizce?

Öğrenci,  okuldaki devamsızlığı konusunda hiçbir sınır tanımaz durumu kendine en önemli rehber edinirken, velinin/babanın bu durum karşısında takındığı soğuk tavrı ve "Okusa da okumazsa da bunu dağa göndereceğiz. Nasıl olsa evde dokuz tane çocuğum daha var. Zaten dağa eleman lazım. Fakat çocuğumun eğitim seviyesinin hiçbir değeri yok. Okumasının bile hiç bir önemi yok. Sadece on sekiz yaşına gelmesini bekliyorum. Çünkü Avrupa standartlarına göre örgüt(ler)e giren bir kişinin on sekiz yaşını doldurması gerekir." demesi...

Bu söylemin altında yatan zihinsel algı, devlete düşman olma ve emperyalist gücünü masumane bir biçimde bizlere yutturan Avrupa ya-Batıya sevgi beslemenin yansımasıdır.

Doğuda yaşayan bir kısım öğrenci velisinin/babasının durumu bundan farksız değildir.

Anne ve babaların  düşünce dünyalarının ekonomik, siyasi, dini, coğrafi ve geçmişteki yanlış yönlendirilme gibi sebeplerden dolayı bu düzeyde olduğu Kürdistan topraklarında, genç nesillerden ve özellikle de Kürdistan'da yaşayan öğrencilerden beklentimiz ne olmalıdır?

Bu yeni neslin, raydan çıkmış bir trenin lokomotifi arkasında, gideceği yeri hâlâ  bil(e)meden belirsizliğe sürüklenmesinin altındaki etkenlerin başında, anne-babalar gelmektedir. Anne ve babaların eğitim seviyesinin çok vahim durumda olması sonucunda yetişen yeni neslin sonu ne olacak sizce? Ders gördüğü eğitim yuvasına, sağlık gördüğü hastaneye, ekmeğini yediği-suyunu içtiği vatanına düşman gözüyle bakıp; kendisine ve vatanına düşman olan Avrupa'ya, Amerika'ya büyük bir hayranlık ve sevgi beslemenin anlamı "tecavüzcüsüne aşık olmak" ile anlamlandırmak ancak mümkündür.

Kürdistan topraklarında yaşayan insanların kahir ekseriyetinin devlete karşı geçmişten kalma içinde biriktirdiği kin ve nefretin yansıması, emperyalist ve sömürgeci batıya hayranlık olarak dışarıya vuruluyorsa eğer; kimin eğitilmesi gerektiğini bir daha sorgulamamız gerekiyor.

Kafatasçı bir devlet düşmanlığı, ezilmişlik telkinlerinin yarattığı patolojik travma ve psikolojik çöküntünün sürüklediği ekonomik bunalım, her geçen gün toplumsal algı ve anlayışın topyekûn başkaldırı/serhildan olarak tezahür etmesine/edilmesine sebebiyet vermektedir.

Kürdistan'ın en önemli sorunu aile reislerinin zihinsel bilgi ve düşünce dünyalarını boş bulundurmaları meselesidir. Kitap okumayan bir babanın, okuma yazma bilmeyen bir annenin, doğduğu günden bu yana evinde ekonomik sıkıntı yaşayarak büyüyen bir öğrencinin soluklanacağı yer neresi olabilir ki?

Dağ bu üçlem içerisinde bir kurtuluş yolu, bir özgürlük sembolü, bir başkaldırı/serhildan mekanıdır. Dağ, sorunların çözüme kavuştuğu varsayılan zihinsel kodların kaynağıdır. Dağ, efsanevi aşkların yuvası, ölümsüz kahramanların meydanı, bağımsız Kürdistan devleti ütopyaların  durağıdır.

Dağa oğlunu göndermeyi kriter olarak on sekiz yaşını doldurmasını Avrupa kriterleri olarak gören bir babanın bilinç altında, emperyalist ve sömürgeci Avrupa'ya hayran kalmaması hiç düşünülebilir mi?

Avrupa'ya hayran kalmak, dağı cazibeli kılmanın ana sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. Örgütün Avrupa'da azadî/özgürlükçü bir profil ile kendine yer edinmesi ve oralarda toplumsal ve siyasal ortamda destek bulmasının genç nesillerde bıraktığı iz, örgütün tarih boyunca yapabildiği/yapabileceği en büyük propagandadır. Nihayetinde okullarda eğitim gören bir çocuğun dağa gitmesi için babası tarafından on sekiz yaşının beklenmesi ve akabinde üç beş sene içinde öldürülmesi, toplumsal açıdan büyük bir travma oluşturmasına ve aile düzeninin yıkılmasına sebebiyet verdiği halde, bu durum bölgede hakim siyasi partinin ve örgütün aklının ucundan bile geçmemektedir. Anne ve babaların bile bile çocuklarını ölüme göndermelerinin altında yatan psikolojik ve sosyolojik sebeplerin hiç ehemmiyeti yoktur demek ne kadar doğru olabilir?

Bu aşamada oluşturulan ideolojik ve önyargısal algı, duygusal ve dini algıyı geride bıraktığı hususudur.

Duygusallıktan uzak bir ideoloji ile çocuğunu ölüme göndermeye razı olan baba, savunduğu siyasi düşüncenin beynini tarumar ettiğinin farkında olmadan yaşamını sürdürdüğü gerçeğidir.

Doğunun en büyük ihtiyacı anne ve babaların eğitimidir. Bu eğitim belli bir düzene girmediği sürece ne Kürt sorunu çözüme kavuşur, ne de devlete olan kin son bulur. Sonuçta elimizde kalan ise, eğitimsizliğin yarattığı bir kitle ile emperyalist ve sömürgeci batıya hayran kalan bir nesil. Kısacası tecavüzcüsüne aşık olan bir durumu yaşıyor Kürdistan, bizler ise farkında değiliz.

NOT: KÜRDİSTAN COĞRAFİ BİR BÖLGEDİR. 


 
 
2 Aralık 2016 Cuma 16:33
Okunma: 31648
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

    Yaşam

    Gündem

    Teknoloji

    Siyaset

    Kültür-Sanat

    Dünya

    Son Dakika

    Ekonomi

    Yerel Haberler

    Spor

    Sağlık

    Özel Haberler

    Medya

    Eğitim

    Yukarı Çık