Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mehmet Cömert

 
 
Mehmet Cömert

Kahta’mızın medarı iftiharı: Hacı Üzeyir Hocaefendi / Köşe Yazısı - Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

 Kahta’mızın medarı iftiharı:  Hacı Üzeyir Hocaefendi.

 

Her yörenin tanınan, sevilen insanları vardır. Bu insanların isimleri yaşadıkları yerin adıyla özdeşleşmiştir. Konya denilince Mevlana Celaleddin er- Rumî, Bitlis veya Van denilince Bediüzzaman Said Nursî, Ankara denilince de Hacı Bektaş-ı Veli  akla gelir. Peki Kâhta denildiğinde akla ilk gelenler kim?

Kahta, tarihi, önemli bir yerdir. Tarih kokan bu güzel, münbit topraklar, eserleri bugüne kadar kalabilmiş önemli  medeniyetlere beşiklik etmiştir. Doğu ve batıya ait bir çok medeniyet eserlerinin bulunduğu Kahta’mız adeta bir tarih müzesi gibidir. Uzun yıllardan beri yabancıların ilgisini çekmiş olan Nemrut dağı dünyanın sekizinci harikası olarak ün yapmıştır. Kahta’nın tarihi ve önemi konusunda ‘Kahta Haber’ sitesinde yayımlanan ‘Antik bir kent: Kahta’ başlıklı yazımıza bakılabilir.

 

 Kahta’nın yetiştirdiği ünlü kişiler kimlerdir sorusunun cevabı uzun bir çalışmayı gerektirir. Kahta’ya ve  tarihine  meraklı olan kişileri bu sorunun cevabını aramaya davet ediyorum. İnanıyorum ki bu sorunun cevabının peşine düşenler  çok  değerli cevaplar bulacaklardır. Biz bu tarih araştırmalarını işin ehline havale ederek günümüze bakalım. Günümüzde  şöhreti Kahta’nın dışına taşmış iki önemli isim sayabiliriz. Bunların ilki elbette ki Merhum Osman Sebrî (1905-1993)’dir. İkincisi ise Kahtalı Mıçé.

Şöhreti Kâhta dışına taşmamış olmakla beraber  her Kahta’lının tanıdığı, bildiği ve saygı duyduğu  ünlü şahsiyet  ise  elbette Merhum Hacı Üzeyir Efendi’dir. Kahta’da Hacı Üzeyir Hocaefendi gibi halkın takdirine ve sevgisine mazhar olmuş başka biri olmamıştır dersek abartmış olmayız. Hacı Üzeyir Efendi’nin bu derece sevilip sayılmasının nedenleri de  ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur.

 

Biz bu yazımızda hocaefendi’den bahsetmeye çalışacağız, ama öncelikle  bilgi kaynaklarımızın oldukça kısıtlı olduğunu itiraf edelim. Bunun başlıca sebeplerinden biri hocaefendi’den bize kalan yazılı bir eserin olmaması. Hocaefendi kitap, makale vb gibi her hangi yazılı bir malzeme bırakmamıştır. Peki hocaefendi neden bir şey yazmadı acaba? Buna imkan mı bulamadı, ihtiyaç  mı duymadı, bilemiyoruz. Tarihteki bazı ünlülerin de hiç bir şey yazmadıklarını biliyoruz. Onlardan bize kalanlar, öğrencilerinin kendilerinden aktardıklarıdır. Bu tip şahsiyetlerin en tipik örneği antik yunan filozofu Sokrat’tır.Din bilginlerinden bazılarının da bir şey yazmadıkları,öğrencilerinin onların söz ve fikirlerini kaydederek naklettiklerini biliyoruz. Bu konudaki meşhur örnek Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam’dır. Onun bütün fetva ve görüşleri öğrencisi İmam-ı Muhammet tarafından kaleme alınmıştır ve öylece bize ulaşmıştır.

Hacı Üzeyir Hocaefendi hakkında bizim tek bilgi kaynağımız   halkın ondan duyup aktardıklarıdır. Halkın sorularına verdiği fetva ve cevaplar onu tanıyan ve seven kişiler tarafından her yerde her vesile ile aktarıla gelmiştir. Dini bir konu gündeme geldiğinde hocaefendinin o kunu hakkında ne dediğini aktaran birini bulabilirsiniz. Hocafendi ile ilgili bir çalışma yapacak olanların buna dikkat etmeleri gerekir. Onunla sohbet edip vaazlarını dinleyen nesil henüz hayatta iken eldeki malzemeleri  toplayıp değerlendirmek lazım. Yoksa bu önemli şahsiyeti biz kendi ellerimizle bir kez daha öldürmüş olacağız. Onunla ilgili bilinenleri gelecek nesle aktarıp tanıtamazsak, hem hocaefendiye bir vefasızlık, hem de gelecek nesillerimize bir haksızlık yapmış olacağız.

 Hocefendi ile ilgili bilgilerimizi sınırlayan diğer bir sebep de onun ömrünün yarısından fazlasını dışarıda, Türkiye dışında geçirmiş olmasıdır. Hocaefendi ne zaman ve niçin yurt dışına çıkmış acaba? Mısır ve Suudi Arabistan’da ne kadar kaldı ve oralarda neyle uğraştı? Hocamızın yakınlarından hayatta olanların bize bu konuda bir bilgi aktarma imkanlarının olacağını tahmin ediyorum. Bir de Mısır’da El Ezher üniversitesinde ne zaman okuduğu ile ilgili resmi kayıtlara bakılabilir.

 

 

   Şimdiye kadar hocaefendi ile ilgili kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olması büyük  bir eksikliktir. Bu, herkesten önce biz Kahtalı’ların  bir kusurudur. Nedense bizler kendi değerlerimizin kıymetini çok az biliyoruz. Gözümüz ve gönlümüz hep dışarıda oluyor.Yabancı birisi için canımızı veririz; ama yanı başımızdaki kardeşimizi ihmal ederiz. Bizim bu psikolojimizi ifade eden meşhur bir Kürtçe deyişimiz de var: ‘Gihayé hevşé tehle’(Avlunun otu acı olurmuş) Bu deyiş sanki biz Kahta’lılar için söylenmiş.

Eli kalem tutan Kahta’lılara görev düşüyor. Umarım bu yazımız böylesi hayırlı bir çalışmanın ortaya çıkmasına vesile olur. Henüz zaman daha çok geçmeden  bu kıymetli şahsiyetimizin unutulmamasını ve gelecek kuşakların onu hatırlamasını sağlayacak bir çalışmanın ortaya çıkarılmasını  temenni ediyoruz.

 

 

Öncelikle şunu ifade edeyim ki,Hacı Üzeyir Efendi, hocalık vasfıyla beraber bir halk adamıydı.Giyim kuşamıyla,her kes ile olan sıcak iletişimiyle,mütevazi kişiliğiyle tam bir halk adamıydı. Onun bu denli sevilip sayılmasının en önemli nedeni bence onun ilminden çok bu alçak gönüllülüğü ve sağlam karakteridir.

Konu Hocamızın halk ile ilişkilerine gelmişken şahit olduğum bir olayı hemen anlatayım: Sene 1970.Ortaokula yeni başlamış bir öğrenciyim. O zamanlar Kahta’nın içme suyu yoktu. Her evin avlusundaki kuyu o evin  tek su kaynağıydı. Kahta lisesinin o zaman yaklaşık üç yüz civarında öğrencisi vardı ve okul bahçesinde  bu öğrencilerin  su içebilecekleri bir kuyu da yoktu. Öğrenciler, okulun hemen karşısında bulunan sağlık ocağının arka  sokağında bulunan bir eve gider ve oradaki evin kuyusundan su içerlerdi. Bu olay gün boyunca her teneffüste tekrarlanırdı.Her teneffüs kırk elli, belki daha fazla öğrenci o evin avlusuna girer kana kana su içerdi. Evet, işte o ev Hacı Üzeyir Hocaefendi’nin eviydi.

Hocafendinin evine su içmeye   giderken bazen onu görürdüm. Evi misafirlerle dolu olurdu. Onu  gördüğüm her defa, kendisini   bir vatandaşın bir soru ve sorununu dinler bulurdum. Kimseden bir şey almayan, zengin olma, dünya malı biriktirme derdinde olmayan biriydi. Kısacası halktan biri gibiydi.

Bir sonraki yazımızda merhum hocamızla ilgili bilgi ve  değerlendirmelerimize devam  edeceğiz inşallah.

 


 
 
25 Eylül 2017 Pazartesi 08:45
Okunma: 2245
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

    Yaşam

    Gündem

    Teknoloji

    Siyaset

    Kültür-Sanat

    Dünya

    Son Dakika

    Ekonomi

    Yerel Haberler

    Spor

    Sağlık

    Özel Haberler

    Medya

    Eğitim

    Yukarı Çık