Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mustafa Kayahan

 
 
Mustafa Kayahan

Kommagene Krallığı, Kleopatra ve M. Antonius İlişkisi / Köşe Yazısı - Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

 Kommagene Krallığı, Kleopatra ve M. Antonius İlişkisi

Sezar’ın öldürülmesinden (İÖ. 15 Mart 44) sonra yaşanan kanlı iç savaşların kahramanı Marcus  Antonius’tur.  Marcus halk desteğini arkasına alıp muhataplarına Triumvirlik’i (II. üçlü yönetim İÖ. 27 Kasım 43) kabul ettirir. Peşi sıra, üçlü yönetimde payına düşen Anadolu’ya geçer. Tebrikleri kabul yeri olarak Kilikya’yı (Tarsus merkezli Roma eyaleti) seçilmiştir.  Haberi duyan Roma Asya’sının bütün kral ve ileri gelenleri Tarsus yoluna düşer. Ancak Antonius’un asıl görmek istediği Mısır kraliçesi Kleopatra’dır.

Klopatra kendini Sezar’a sevdirecek, ondan Mısır hükümranlığını garantileyerek evlilik dışı çocuk yapacak kadar zeki ve güzeldir. Bu cazibeli melikenin Mutina savaşında Çiçero yanlısı komutanlardan Hirtius ve Pansa’ya asker ve para yardımı yaptığı söylenmektedir. Görünürde Antonius onu ayağına çağırarak bunun hesabını soracaktır ama esas niyet başkadır: maksat bu dillere destan kadını bir an önce sarayda ağırlamaktır... Kısacası, Antonius Kleopatra’ya görmeden sırılsıklam âşık olmuştur.

 Antonyus, Kloptrayı davet etmek üzere bir elçi gönderir. Elçi İskenderye’deki kraliçe sarayına vardığında karşısında sıradan bir kadın bulur. Ancak vakit ilerledikçe kabul ettiği elçilerle olan diyalogu ve birçoğu ile kendi dillerinde konuşması elçiyi şaşırtır. Kleopatra karşısındaki elçilere ve maiyetine son derce kibar ve etkili konuşmaktadır. Elçi, ilk başta sıradan diye düşündüğü bu kadının hiç de sıradan biri olmadığını, son derece zeki, zarif ve etkileyici bir kadın olduğunu nihayet fark eder. Onun Antonius’un davetine icabet etmeyeceğini sanarak işi alttan alır. Antonius’un kadınlara karşı olan kibarlığını, ayrıca kraliçeye olan hayranlığını anlata anlata birkaç gün geçirir. Nihayet kraliçeyi Kilikya’ya gitmeye razı eder. Kendisi, haberi sabırsızlıkla beklediğinden emin olduğu Antonius’a yetiştirmek üzere hemen denize açılır.

Antonius kleopatra’yı bekleye dursun, Kuzey Suriye cenahında Roma ordusu ile Part orduları arasında şiddetli çatışmalar cereyan etmektedir. O partlar ki senelerdir Romalılara rahat yüzü göstermemiş, ha bre topraklarını kemirip durmaktadır. İşte Antonius bu Part belesını bertaraf etmek üzere komutan Ventidius’u görevlendirmiştir. Ventidius görevini laikiyle yapar. Part ordusunu Kuzey Suriye’de yer alan Kyrrhestika’da bölgesinde büyük bir hezimete uğratır. Savaş meydanından sağ kurtulan Partlar, bir daha geri dönmemek üzere Irak ve Güneydoğu İran’ın içlerine kaçar.

Ventidius Part belasını def ettikten sonra Roma’ya baş kaldırmış olan bölge krallıklarına ders vermeye karar verir.  Bunlardan biri karargâh sahasına en yakın olan Kommagene krallığıdır. Ordu zaman yitirmeden Krallığın başkenti Samosata’ya (Samsat) yönelir. Kısa sürede kenti kuşatma altına alır. Kral Antiokhos böyle bir kuşatmayı beklememektedir. Neye uğradığını şaşırır. Kısa sürede askerler toplayıp güçlü bir savunmaya geçmesi mümkün değildir. Yapacağı en iyi şey Ventidius’a yüklü bir haraç verip anlaşma yoluna gitmektir. Bu vesileyle Elçiler gider-gelir. Fakat Ventidius İşi ağırdan alır. Antiokhosun önerdiği 1000 (bin) Talanton parayı alıp kuşatmayı kalmayı göze alamaz. Oysaki 1000 Talanton o zamanın parasına göre çok büyük bir meblağdır. Kommagene hazinesinin ve halkının elinde avucunda ne varsa toplasan ancak bu kadar eder. Krallık halkının birkaç kuşağı bu parayı taksit taksit ödemek zorunda kalarak Roma’nın Asya ordusunu ihya edecektir.

Ventidius bunun farkında ama yine de anlamaya yanaşmaz. Onun korktuğu Antonius’un kıskançlığıdır. Zira Antunius ayağına getirmeyi başardığı Kleopatra’y deli gibi âşıktır. Aşkına kendini kanıtlamak için kuşatmaya bizzat komuta edip Antiokhos’un yenlgisini kendine mal etmek istemektedir ki Kleopatra’ya hava atsın.

Ventidius kuşatma pozisyonunda kalıp Antonius’u bekler. Antinius’un Kleopatra’yı karşılama seremonisi ise birkaç hafta sürer. Bu arada Antiokhos fırsattan istifade ederek kentin savunmasını iyicene tahkim eder. O kadar ki krallık Kuvvetleri, şehir dışındaki Roma kuvvetlerini aylarca siperlerinde tutabilecek cesaret ve güce gelmiş olur.

Derken, Antonius gelip saldırıya geçer. Fakat saldırı kommagene güçlerinin sert direnişiyle karşılaşır. Bu direniş Romalıların hiç beklemediği bir direniştir. Çarpışma ölümünedir. Antonius’un ise acelesi vardır. Uzun süre şehir çevresinde çakılıp kalamaz. Zira delice âşık olduğu Kleopatra’sına bir an önce kavuşmak istemektedir. Onun aklı savaşta değil, kleopatra’nın endamındır. Plutarkhos’un deyişiyle “Aşığın ruhu başkasının, yani Kleopatra’nın bedenindedir” Vuslat ateşi savaş ateşine üstün gelir. Kral Antiokhos’un önerdiği 300 talantonluk ikinci teklifi kabul ederek kuşatmayı kaldırır. Ayrıca Kommagene krallığının kendisine tabi olacağına dair bir anlaşma yaparak tez elden Kleopatra’sına döner.

Kommagene toprakları Pagan tanrılarının, Pagan ermişlerinin, Pagan Azizlerinin, Pagan mabetlerinin kutsal toprağıdır. Tanrı-Kral Antiokhos’un Baş tanrı Zeus’la yana yana resme edildiği Kutsal Belik Dağının göğe uzanan zirvesidir. O toprak “tanrı-kral” nesebinin kadim toprağıdır. O toprak kendisine ve üzerindeki kadim halkına kast edenleri iflah etmez. Nihayet Nemrut torunlrının ahı tutar, Roma troykası birbirine düşer. Troykanın Roma ayağında Sezar’ın varisi Marcus Octaviaus, Asyaya ayağında ise M. Antonius vardır. Her iki taraf kanlı iç savaşa hazırlığına başlar. Kısa sürede on binlerce savaşçı toplanır. Antonius’un ordusunda Kommagene’den hatırı sayılır sayıda asker vardır. Başlarında da Antonius’la barış antlaşmasını yapan Antiokhos’un yerine geçen Mithridates vardır. Kommagene kralı ahtına sadık kalmış, Antonius’u desteklemek üzere savaşa katılmıştır. Antonius’un delice âşık olduğu Kleopatra da boş durmamış, Mısır ve Suriyelilerden oluşturduğu ordusuyla savaş sahnesinde yerini almıştır.  Meşhur Kleopatra dâhiyane kabiliyetini burada da gösterip planını galibiyet üzerine değil, mağlubiyet üzerine yapmıştır. Bu vesileyle donanmasını savaşmak yerine, savaş alanında rahatlıkla sıvışıp kaçabileceği şekilde konuşlandırmıştır.

Karadan yürüyen birliklerin haddi hesabı yoktur. Her iki taraftan 300 bine yakın muhtelif sınıflarda asker vardır. Antonius Kleopatra’nın isteğine boyun eğip ordusunun deneyimli olduğu karada değil, zayıf ve deneyimsiz olduğu denizde savaşmayı seçer.

İki ordu Yunannistan’ın batı kıyısındaki Actium dolaylarında kapışmaya başlar (İÖ. 2 Eylül 31) Savaşın gidişatından şüphelenen Kleopatra muhafız gemilerini yanına alarak muharebe alanından çekilir. Paniğe kapılan Antonius da muharebe alanını bırakıp Kleopatra’nın peşine düşer. Komutanlar başsız kalırken Antonyus’la yola çıkan kralların da çoğu saf değiştirir. Bu arada Kommageneli kral Mihridates’in saf değiştirip değiştirmediği konusunda belirgin bir tespitin olmadığını da belirtmek gerekir. Ancak onun da “kazananın yanında” olmayı tercih edebileceğini söylemek pek de yanlış olmaz.

Komutansız kalan Antonyus’un orduları darmadağın olurken Antonyus’un kendisi de Klepatra’nın peşinden İskenderiye’ye gider. Hezimetin haberi iki mağluptan önce İskenderiye’ye ulaşmıştır. Pek akında Kleopatra bir zafer nişanesi olarak Roma arenasında sergilenecek Antonius’u ise aşağılayıcı ve dramatik bir ölüm beklemektedir. Bu kaçınılmaz akıbetin farkında olan Klepatra, sağlığında yaptırdığı ve çok iyi tahkim edilmiş mezarına kapanır. Yanına iki sadık cariyesi olan Iras ve Kharmion’dan başka kimseyi almaz. İçeriye kimsenin girme teşebbüsünde bulmamasına dair muhafızlarına kesin emir verir.

Durumu haber alan Marcus Octaviaus onun Mısır hazinesine zarar vereceği endişesine düşer. Ayrıca o Roma’daki zafer gösterisi için mahfelin parmaklıkları arasında sergilenecek harika bir fırsattır. Fakat Kleopatra aşağılanan bir zavallı durumuna düşmeyi kabullenmeyecek kadar gururlu ve kararlıdır; kendini acısız ve kısa sürede öldürecek bir çare bulmanın arayışındadır. Bunun için zehirli bir yılan türünü içeri alma planlarını yapar.

Antonius da intihar etmenin yolunu seçer; gerektiği zaman kendisini öldürmesine dair yemin ettirdiği Eros adındaki sadık kölesine infazı yerine getirmesini ister. Köle, efendisinin dediğini yapacakmış gibi davranıp kılıcını çeker. Ne var ki kılıcı efendisine vurmak yerine kendi karnına saplayarak hayatına son verir. Antonyus kölesine, “Beni öldürmedin ama kendimi nasıl öldüreceğimi bana gösterdin, sana minnettarım” diyerek kılıcını çekip kendi karnına saplar. Aksilik o ki, kılıç tam öldürücü yere denk gelmez fakat aşırı kanamaya neden olur. Kleopatra, mezarının kapısının önünde cereyan Antonius’un dramından haberdar olur. Tepeden bir ip sarkıtarak onu içeri aldırır. Henüz Antonius’un aklı başındadır. Birbirilerine sarılırlar. Ve daha önce kurdukları “Benzeri İmkânsız Şekilde Yaşayanlar” derneğini feshedip yerine “Birlikte Ölenler” derneğini kurduklarını ilan ederler. Bir zamanların güçlü komutanı kan revan içinde hayata gözlerini yumarken tarihler MÖ. 1 Ağustos 30’u gösteriyordu.

Kleopatra Antonius’un ölümünden 29 gün sonra (İÖ 29 Ağustos 30) çok zehirli bir yılanı bir sepet dolusu incirin altına gizleterek içeri almayı başarır ve kendini sokturarak hayatına son verir. Zorla içeri giren Marcus Octaviaus’un elçisi Kleopatra’nın kraliyet giysisi içinde, altın işlemeli yatağında cansız şekilde uzanmakta olduğunu; cariyelerinden birinin ayaklarının dibinde, diğerinin de başucunda son nefesini vermekte olduklarına tanık olur.

Büyük tragedya ustalarına ilham kaynağı olan bu benzersiz aşk ve dramatik ölüm tarih sayfalarında hak ettiği yeri alır.

Bize yani Kommagene’nin torunlarına kalan ise Roma’ya haraç ve asker vermekten güçsüz kalan, buna karşılık dış akınlardan korunamayan krallığın 50-60 yıl sonra Nemrut Mabedini geride bırakarak bağımsızlık sahnesinden çekilmesi ve tarihin derinliklerinde kaybolmasıdır.

Kommagene torunlarının bedduası Antonius ve Kleopatra’yı iflah etmedi. Lakin kendileri de birilerinin ahını, bedduasını almış olmalılar ki hem Kommagene topraklarında hem de Mezopotamya’da kan ve göz yaşı hiç eksik olmadı!

Kahta Haber/Mustafa Kayahan

Kaynakları:

Plutarkhos, Paralel Yaşamlar, Marcus Antonius, Alfa Yayıncılık

Plutarkhos, Paralel Yaşamlar, Marcus Antonius, Alfa Yayıncılık

Septimius Severus, Roma’nın Afrikalı İmparatoru, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Strabon, Geographika, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Kevser Taşdöner Özcan (Yrd. Doç. Dr. ADYÜ), Helenistik Dönemin Küçük Bir krallığı: KOMMAGENE, Tarih Okulu Dergisi (TOD), 23. Sayı.

Not: Fotoğraflar “turkcewikipedia.org”dan alınmıştır.

 

   

     

     


 
 
12 Ekim 2017 Perşembe 18:11
Okunma: 1285
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

    Yaşam

    Gündem

    Teknoloji

    Siyaset

    Kültür-Sanat

    Dünya

    Son Dakika

    Ekonomi

    Yerel Haberler

    Spor

    Sağlık

    Özel Haberler

    Medya

    Eğitim

    Yukarı Çık