Bazı insanlar çok şey bilir ancak gereği  gibi  anlatamaz. Onu anlamak ve anlattığını bilmek bir maharettir.

Tam da buna anlatan  bir anımı anlatayım.

Yıl 1967 Kahta Atatürk ilkokulunda öğretmenim. Beşinci sınıfı okutuyorum. O zamanlar  beşinci sınıflarda yıl sonunda iki sinav yapılırdı. Biri yazılı diğeri ise   sözlü idi. İkisinden  de başarılı olanlara diploma verilirdi. Yani diplomalar şimdiki gibi boş verilmiyordu.

Benim sınıfına Kahta’nın  köylerinden  bir öğrenci naklen gelmişti. Türkçesi  çok azdı, ancak çok zeki bir öğrenci idi. Yazılı sınavda sınıfın en iyi  notu olan 5 (pekiyi) almıştı. Sözlü sınavda sıra ona geldi tarihten bir soru sordum. Çocuk çok iyi biliyor ancak Türkçeyi  çok iyi  bilmediğinden dolayı  anlatamıyor.

Öğrenci  ezildi,büzüldü, terledi.

sonunda patlarcasina AAAHHHH ÖĞRETMENİM AHHH...  dedi ağladı.

Ben ve diğer arkadaşlarımız dona kaldik. Ben öğrencimin içindeki durumu  çok iyi  anladım ve başını   okşayarak ‘’Aferin oğlum çok iyi  annalttı’’ dedim.

Arkadaş bu çocuk bize demek istediki; Türkçeyi  tam  konuşmasını  bilseydim, size  nasıl cevap  verilir gösterirdim.

O gündür bu gündür o öğretmen arkadaşlarla  sıkıştığımızda  Ahhh Öğretmenin ahhh deriz.

Allah kimseyi sıkıştırıp anlamak istemeyenlerin insafına bırakmasın.