İnsanın doğup büyüdüğü yer ile ilgili bir şey yazması sanıldığı gibi kolay olmasa gerek. Hele bu yer tarih öncesindeki kadim medeniyetlere beşiklik, başkentlik yapmış müstesna bir yer ise çok daha zor.
Memleketteki kıymetli dostlardan biri beni aradı ve İZOL dergisinin çıkacak yeni sayısında Eski Kahta’yı tanıtmak istediklerini ve tanıtıcı bir yazı yazmamı talep etti.
İzol Derneği başkanı sevgili Ramazan Işık beyi kıramadım ve bir şeyler karalamaya çalıştım. Ancak şunu peşinen ifade edeyim ki, Eski Kahta’yı geçmişiyle anlatabilmek için yıllarca çalışmak gerekir.
Bugün ‘Eski Kahta Köyü’ diye andığımız yer aslında antik bir kenttir. Çünkü çevrede bulunan tarihi kalıntıların her biri buranın çok önemli ve büyük bir kent olduğunu gösteriyor.
Arsemia ve Yeni kale diye adlandırılan kalıntılar ile beraber Cendere köprüsü, Karakuş tepesi ve tabi ki güney torosların en yüksek zirvesi (2150) üzerindeki tümülüs (anıt mezar) bu antik şehrin sınırları olarak kabul edilmelidir.
Yaşlı büyüklerimizin aktardıkları sözler de bunu doğrular mahiyette idi. Dilden dile bize kadar ulaşmış rivayetlere göre köyümüzün şimdiki yerleşim alanından Cendere köprüsü yakınındaki düzlük arazi (médan) ye kadar olan geniş alan meskun halde imiş. Köyün bugünkü yerleşim alanı etrafında altmışlı yıllarda yapılan arkeolojik kazılar esnasında ortaya çıkan manzaralar da bu iddiayı destekler mahiyette idi.
Ekilip biçilen çoğu tarlanın içinde mahalleler çıkmıştı. Bundandır ki ziraî alanların çoğu taşlıdır. Yüzeye çıkan taşları bu yıl temizlersiniz ertesi yıl yeni taşların çıktığını görürsünüz. Bu durumu babam rahmetlik ‘ Erdé me keviran dizén’(bizim tarlalar taş doğurur) diye ifade ederdi.
Mehmet Cömert/ Kahtahaber