Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Mustafa Kayahan

 
 
Mustafa Kayahan

Kahta Köylerinin Eski Adları / Köşe Yazısı - Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

 Cumhuriyet döneminin kudretli sahipleri “Türkleştirme”  (asimilasyon) politikasına gayet sistematik başlarlar, en azından öyle düşünmüşlerdir.  Bu meşhur çalışmaya, Anadolu insanının külliyen Türk ırkından olduğunu bilimsel (!) bir çalışmayla ortaya koymakla başlarlar. Mustafa Kemal, konuya bizzat el koyup manevi kızı Affet İnan Hanım’ı bu işle görevlendirmiştir. Affet Hanım, Anadolu (T.C. Sınırları içinde) insanının antropolojik (Antropoloji: kökenbilim) Araştırmak üzere İsviçreli meşhur antropolog Eugene Pittard’ın asistanlığına terfi edip, onun icazetiyle işe koyulur. Atatürk’ün desteğini de arkasına alarak, başta ordu olmak üzere bütün devlet kurumlarını seferber eder. Bu gayret (!) sonucunda 60 binden fazla kişinin kafa biçimi vs. ölçülüp biçilir. Çıkarılan sonuç:

“Anadolu’nun bütün insanları saf kan Türk ırkındandır(!)
Tam da bu sıralar Hitler namında dört dörtlük bir kafatasçı ortaya çıkıp, anılan teorinin hayta geçirilmesine öncülük eder. Kafa biçimi vs. Almanlarınkine benzemiyor diye milyonlarca Yahudi’yi, bir şekilde katleder. Nazizm’in bu soykırımı dünyada infial yaratır, nefretle karşılanır. 
Anadolu’da “saf ırk” yaratma çabasında olan “derin” yetkililer, kafatasçı yöntemin pek de sevimli olmadığına karar verip, bu işi “arkadan dolanarak” halletme yoluna girerler. Kaldı ki, geleneğinden geldikleri üstatlarının (İttihat ve Terakkiciler) Ermenilere reva gördükleri “biçip süpürme” harekâtı başarılı gibi görünmüş amma ve lakin neseplerinin başına bela olmaktan hiç mi hiç geri kalmamıştır. İyisi mi bu işi çaktırmadan götürmek…  Hem daha kibarvari yol ve yöntemlerin soyu mu tükendi. Suni bir ulus yaratmak için nasıl olsa ellerinde her türlü alet ve edevat da mevcut. Örneğin, Top-tüfek var; mektep, medrese, müderris (Profesör gibi), muallim var; Arşiv, kayıt-kuyut vs. var; hatta ve hatta cami, cemaat (Diyanet’in resmiliği kastediliyor) var. Şu halde, bu işin kansızını (kan dökmeden) pek ve çok âlâ yapabilirler 
Ve işe: “Kürt, Türk’ün hart-hort versiyonudur” icadıyla başlarlar. Arkasından, “Kürtçe mi, o da ne ki?” deyip bu dilin yazılı kaynaklarını ya sobaları harlatmada kullanırlar ya da tecrit odalarında cüzamlı muamelesine tabi tutarlar. 
Geriye ne mi kaldı? Yer, yurt, şahıs isimleri vs. Ha, bu işin de kolayı var; değiştir isimleri, kurtul! Nasıl olsa “kanun, nizam, yasak, hapishane vs. ellerindedir. At hapse ata bildiğin kadar; sür işi yokuşa, sürebildiğin kadar.
Mesela, çocuğunuzun adını Welat mı koyacaksınız, olmaz da olmaz!..
 Gerekçeler gırla… 
Örneğin, Türkçede “W” gibi tuhaf (!) bir harf yoktur, hemi de bu işin altında bölücülük(!) vardır. hatta ve hatta vatana ihanettir(!) vs. vs.  Bu iş olmaz, olmaz da olmaz!...
Welat’ın pederi de, onların yaptığı gibi “arkadan dolanır”, “W” yerine “V” harfini kullanmaya razı olup işi kotarır, ama bu arada olan Welat’a olur. Nasıl mı? Söyleyeyim:
Örneğin, Welat “EK.” öğrenci yurdunda kalmış olsun, ben deniz de ziyaretine gitmiş olayım. Kapıdaki görevliye:
-- Beyefendi, Welat’ı “Ç”yi anons eder misiniz? Bendeniz ziyaretçisiyim de…
Görevli, Welat’ı “Vedat” diye anlar, teyit etmek için:
-- Abey, “Vedat” dediniz, değil mi?
-- Hayır! Welat…
Bir daha, bir daha… 
Velhasıl iş çıkmaza girmiştir… 
Görevli:
-- Vedat “Ç”, Vedat “Ç”, Vedat “Ç” ziyaretçin vaaar!” diye anonsu patlatır.
Bereket versin, Welat, bu trajikomik hadisenin çoktan farkına varmıştır. Ve anonsu kaçırmaz, Welat, ya da Vedat!..
Welatların başına kim bilir daha ne dramatik, trajikomik hadiseler gelmiştir, bu “saf kan”, bu “saf kültür” belasına… 
Bu “ak ve pak” yapma operasyonun önemli bir ayağı da “yerleşim yerleri” isimlerini hamasi ya da alengirli isimlerle değiştirmek olmuştur.
Mesela, öz be öz Kürtçe olan “Dargır” (Kürtçe: Koca ağaç/Büyük ağaç) ismi “Çataltepe” olarak ihya(!) edilmiş. Yine öz be öz Ermenice olan “Markig” (Ermenice: Çayırcık) ismi “Çukurtaş” olarak değiştirilip Türkleştirilmiş ya da Türkçeleştirilmiş.
Netice itibarıyla, “hâkim milletin” [1], “mahkûm milleti”[2] “ak ve pak yapma” çabaları bir türlü dört dörtlük başarıya ulaşamamış. Gele gele ya da gide gide ulaştıkları nokta, “Welat”ı “Vedat”, “Maryam”ı “Meryem” yapmak gibi güdük bir şey olup kalmış…
Ayrıca, 90 yıldan beri nüfus kütüklerinde sinsi sinsi uygulanan “şifreli kodlama”nın şifreleri de çözülüp ipliği pazara çıkartılmıştır ki [3] bu kodların en tehlikelisinden(!) sayılan “2” kodlu Sevan Nişanyan[4] diye biri ortaya çıkar; “Siz arkadan dolaşırsanız biz de arkanın arkasından dolaşıp, size ADINI UNUTAN ÜLKE deriz. Lakin biz hafızaları tazelemeyi de biliriz” mealinden bir şeyler söyleyip, 10 binlerce yerleşim yerinin eski (kadim) adını, birçoğunun da etimolojik kökenini bulup koca bir eser ortaya çıkarır. 
Ben de üstattan feyiz alarak, Kâhta’nın eski köy isimlerinden bir demet sunma cüretini gösteriyorum!..
Lakin Hafıza-i beşer külliyen nisyan ettiğinde, var oluşun yok oluşa tahvili kaçınılmazdır!  
İşte Bazı Köylerin Yeni ve Eski İsimleri:
Kâhta ile ilgili kısa bir açıklama: Bu günkü Kâhta ilçe merkezinin ilçe olmadan önceki adı (Kürtçe) Kolık köyüdür. İlçe merkezi, şimdiki adı Eski Kâhta olan yerleşim yerinden 1 Mart 1919 [Rumi, 01 Mart 1335] tarihinde buraya yani Kolık’a nakledilmiştir.
Akalın: Karselığ; Akdoğan: (Kürt) Xiştûr; Akkavak: Aşurge; Arılı: (Kürt) Bircik; Aydınpınar: Şoma; Bağbaşı: Piliş; Ballı: Hot; Belenli: Perot; Beşikli: (Krt) Kafô; Boğazkaya: Hamşik; Bostanlı: Kitiş; Bozpınar: Arğa; Büyükbağ: Bütbağ; Büyükbey: Kirbiz; Bölükyayla: Mazil; Çakırçrşme: (Kürt) Kosan; Çaltılı: (Süry) Salah; Çardak: (Kürt) Biriman; Çataltepe: (Kürt) Daragır; Çaybaşı: (Kürt) Bazuk; Çukurtaş:(Erm) Markik; Damlacık: (Kürt) Tawusi; Doluca: (sür) Keferme; Dumlu: Honi; Eceler: Çepek; Ekinci: Tezünüt; Erikdere: Tırpal; Erikli: Berbut; Esendere/Akpınar: (Kürt) Kilisik; Eski Kâhta(Süry) Kagtai; Eskitaş: (Kürt) Ancuz; Fıstıklı: Ofan; Geldibuldu: (Sür) Tille; Gökçe: (Kürt) Birciyan; Gölgeli: (Kürt) bervedol; Güzelçay: Kaliyon; Habipler: (Kürt) Kokelan; Hacıyusuf/Sarıdana: Bozmiş; Hasköy: Horis;(Kürt,Xoris); İkizce: Tomak; İslamköy: Şeyhmirik; Karadut: Gölbe; Kavaklı: Piran; Kayadibi: (Kürt) Horik; Koçtepe: (Kürt) Hopak; Kozağaç: Bibo; Menzil/ Durak; Narsırtı: Karküne; Oluklu: (Erm) Karaçur; Ortanca: (Kürt) Süsyan; Salkımbağı: Alut; Sarısu: Sürce; Sırakaya: Kakşir; Susuz: (Kürt) Bejyan; Şahintepe: Bildiyan; Taşlıca: (Kürt) Şamük; Taşlık/Adalı: (Erm) Hiniç; Teğmenli: Kergürak; Teknecik: Güdan; Tuğlu: (Kürt) Sivik; Tütenocak: (Sür) Barsomik; Ulupınar: (Kürt) Bûbikan/Buban; Yapraklı: Körüskil; Yelkovan: (Kürt) Hemzeyn; Yenikuşak: Horis; Yolaltı: Postin; Zeytinli: (Kürt) Eskeran; Ziyaret: Puşi;
Açıklama: 
Ayşe Afet İnan (Uzmay), Türk öğretmen, tarihçi ve sosyoloji profesörü. Atatürk’ün manevi kızıdır.
Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden birisi olan Afet İnan, yıllar boyu kurucuları arasında yer aldığı Türk Tarih Kurumu'nun astbaşkanlığını yapmıştır. Türk Tarih Tezi’ni ortaya koyan tarihçiler arasında yer alır.
Dip notlar: 
[1] “hâkim millet” ifadesi Prof. Dr. Sayın Hüseyin Hatemi’den alıntıdır, aflarına sığınırım!
[2] “mahkûm” millet ifadesi Prof. Dr. Sayın Samim Akgönül’den alıntıdır, aflarına sığınırım!
[3] Bu “şifreli kodlama” riyakârlığının ipliğini pazara çıkaran, AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve (2) kodlu Sayın Rober Koptaş’dır.
[4] Sevan Nişanyan, ADINI UNUTAN ÜLKE Türkiye’de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü, Everest Yayınları 2010/İst.
 

 
 
27 Şubat 2015 Cuma 23:32
Okunma: 8097
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık