Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Ali Bozkurt

 
 
Ali Bozkurt

Kur’an’da Tevekkül Kavramı / Köşe Yazısı - Ali Bozkurt

Ali Bozkurt

 Tevekkül’ün dini anlamı; bir iş için gerekli olan bütün sebepleri yerine getirmekle birlikte o işin sonucunu Allah’a bırakmak ve O’nun takdiriyle meydana gelecek sonuca razı olmaktır.

Bir iş için gerekli olan sebeplere tevessül etmeden, tembellik edip işi Allah’a bıraktığını söylemek, İslam’ın tevekkül anlayışıyla bağdaşmaz. Allah, çalışkan olanları ödüllendirir. Tevekkül, kimseyi sorumluluklarını yerine getirmekten muaf kılmaz.

"O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın." (73.Müzemmil-9)

Allah’ı vekil kılmak ona sığınmak demektir.

"Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter." (33.Ahzab-3)

Hz. Muhammed (s.a.v.) her konuda Allah’ın emirlerine titizlikle uymuş ve Allah’a tam anlamıyla tevekkül etmiştir. Cenabı Hak, Allah’ın vekil olarak yeterli olduğunu söyleyerek bir bakıma onu teselli etmiştir. Bizler de hayatımız boyunca ve bütün zor zamanlarımızda yalnızca Allah’a tevekkül etmeli ve vekil olarak Allah’ın yeterli olduğunu hiç unutmamalıyız.

1.Allah’ın Vekaleti Her Şeyi Kapsar:

"Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir." (39.Zümer-62)

Allah, bütün varlıkların yegane yaratıcısı ve ortaksız yöneticisidir. Bütün evreni, ondan başka koruyup gözeten olmadığı için, ondan başka sığınılacak kimse de yoktur.

2.Tevekkül Etmek Allah’ın Emridir:

Allah, bizlere tevekkül etmemizi emretmektedir. Bu emirlerin içinde yer aldığı bazı ayetler ve kısa açıklamaları şöyledir:

"Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler." (3.Al-i İmran-160) Allah’ın yardımına ermek için, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak yapılan işlerin gereğini yerine getirerek ve Allah’a tevekkül etmek icap eder.

"Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir." (11.Hud-123) Allah’a tevekkül etmek, yani tam anlamıyla ona teslim olmak iyi bir mü’min ve kul olmanın vazgeçilmez gereğidir. Kul, her hususta üzerine düşen görevleri yerine getirdikten sonra, tam anlamıyla tevekkül edip ortaya çıkacak sonuçları Allah’tan bilmelidir.

"Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et….” (25.Furkan-58) Ölümsüz ve daima diri olan Allah’tan başka tevekkül edilecek kimse yoktur. İyi bir kul olup, işlerinde başarılı olmak isteyen yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir.

3.Allah Tevekkül Edenleri Sever:

"Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever." (3.Al-i İmran-159)

Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ashabı arasındaki ilişkileri anlatmakla beraber, genel anlamda bütün mü’minleri ve özellikle idareci konumunda bulunanları ilgilendiren bu ayette geçen önemli özellikleri sayalım:

1-Sorumlu olunan kişilere karşı yumuşak davranmak.

2-Katı ve kaba yürekli olmamak.

3-Affedici olmak.

4-Kusur işleyenler için Allah’tan bağışlama dilemek.

5-Yapılacak işler konusunda istişarede bulunmak.

6-Bir işe karar verilince o işi yapma konusunda azimli olmak.

7-Karar verilen işi yapma hususunda azimli davranırken Allah’a tevekkül etmek.

İşte Allah, sırasıyla bu hususlara uyduktan sonra tevekkül edenleri, yani kendisine dayanıp güvenenleri sever. Allah’ın sevgisine nail olmak, büyük bir mazhariyettir. Allah, tevekkül edenleri sevdiğine göre, doğal olarak tevekkül etmeyenleri ise sevmez, onları kötü görür.

4.Şeytan, İman Edip Tevekkül Edenler Üzerinde Etkili Olmaz:

"Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur." (16.Nahl-99)

Şeytan, gerçek anlamda iman edip yalnız Allah’a tevekkül edenler üzerinde etkili olmaz. Demek oluyor ki, şeytanın etki alanı dışında kalmak için, hem Allah’a tevekkül etmek hem de ondan başkasına asla tevekkül etmemek gerekmektedir.

" Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter." (17.İsra-65)

Allah, ihlaslı kullarını şeytandan korur. Çünkü Allah, kulları için, ayetteki ifadesiyle vekil, yani koruyucudur.

5.Mü’minler Yalnızca Allah’a Tevekkül Etmelidirler:

Allah’a tevekkül, ortaklık kabul etmez; mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.

Konu ile ilgili bazı ayetler ve kısa açıklamaları şöyledir:

 " O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler." (3.Al-i İmran-122)

 Uhud savaşındaki gelişmelerle ilgili olan bu ayet, mü’minlerin hak davalarından vazgeçmeyip yalnızca Allah’a güvenmeleri gerektiğini anlatmaktadır. Yalnızca Allah’a güvenmek, başka şeylerden korkmamayı gerektirir.

" Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler." (5.Maide-11)

Hendek savaşında mü’minleri yok etmek isteyen müşrikler, uygulanan savaş stratejisi ile düşmanı yıldıran yağmur ve rüzgar nedeniyle üç haftayı aşan bir süreden sonra, Allah’ı lütfü ile  geri çekilmek zorunda kalmışlardı. O halde mü’minlere düşen, Allah’tan korkmak ve yanlıca Allah’ tevekkül etmektir.

"Korkanların içinden Allah'ın kendilerine lütufla bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah'a güvenin." (5.Maide-23)

Hz. Musa, kavmine mukaddes topraklara girmeleri için emir verince, onlar korkularından bu emri yerine getirmediler. İşte bu sırada iki mü’min kişi, onları Hz. Musa’nın emrine uymak için teşvik edip, mü’minlerin ancak Allah’a güvenmeleri gerektiğini söylediler. Doğal olarak Allah’a güvenen, başkasından korkmaz.

"De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler." (9.Tövbe-51)

Mü’minler, bir düşman topluluğuyla savaşmak zorunda kaldıkları zaman ölüm korkusuyla geri çekilmezler. Çünkü onlar, Allah’ın yazdığından başkasını kendilerine erişmeyeceğini bilip yalnız Allah’ tevekkül ederler.

6.Yalnızca Allah’a Tevekkül Etmek, Mü’minlerin Vazgeçilmez Niteliklerindendir:

"Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir." (8.Enfal-2.3.)

Bu iki ayette tevekkül dahil, mü’minlerin beş özelliği sayılmaktadır:

1-Allah anıldığı zaman, Allah’a karşı duydukları bağlılık, korku ve heyecan ile yürekleri titrer.

2-Kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda, imanları kuvvet kazanması açısından artar.

3-Dünya nimetleri ile elde edilen güce değil, her türlü gücün sahibi Allah’a güvenip tevekkül ederler.

4-Kulun Allah’a bağlılığını aksatmadan sürdürmesini sağlayan namazı dosdoğru ve sürekli kılarlar.

5-Allah’ın verdiği rızıktan bir kısmını zekât ve sadaka olarak,  Allah yolunda harcarlar.

7.Allah’ın, Vekil Olarak Yeterli Olduğunu Bilerek O Şekilde İnanıp  Ona Göre Davranmak Gerekir:

"Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter." (4.Nisa-132)

Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah, kullarının kendisine tevekkül etmeleri dahil, hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak insanlar, tevekkül etmek dahil her hususta Allah’a muhtaçtırlar.

"Bir kısım insanlar, müminlere: «Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!» dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve «Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!» dediler." (3.Al-i İmran-173)

Hz. Muhammed (s.a.v.) Uhud savışından bir gün sonra bir grup Müslüman ile müşrikleri takip edip Medine’ye on beş km. uzakta bulunan Hamrâülesed denen yere kadar geldi. Bu sırada Ravha’da bulunan müşrikler, oradan geçmekte olanlarla mü’minlere haber gönderip onları toptan yok edeceklerini söylediler. Bu haberi alan mü’minler korkmadı. «Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!» dediler. (DİB Tefsiri, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C:1, S:716) Allah’a tam anlamıyla güvenip tevekkül ettikleri için imanları nitelik olarak arttı, yani kuvvet kandı.

8.Allah’ı Vekil Kılmak Tevhit İnancı Üzerinde Olmayı Gerektirir:

"Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah'ın resûlüdür, (o) Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı «kün: Ol» kelimesi(nin eseri)dir, O'ndan bir ruhtur. (O'nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. «(Tanrı) üçtür» demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4.Nisa-171)

Hıristiyanların Tanrı üçtür demeleri, bir bakıma yegane ilah olan Allah’a tam tevekkül etmemeleri sebebiyledir. Eğer yetersiz tevekkül anlayışı olmasaydı, yaratıcı olarak kabul ettikleri Baba Allah dışında, Hz. İsa’yı kurtarıcı,  Ruhulkudüs’ü de takdis edici olarak kabul edip teslis inancına sapmazlardı. Çünkü Allah dışında kurtarıcı ve takdis edici aramak gereksizdir. Yegane yaratıcı olan Allah, hükümranlığında ortak kabul etmez. Her hususta ancak Allah’a güvenilip tevekkül edilmelidir.

"Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette «Allah'tır» derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar." (39.Zümer-38)

Bu ayetten şu üç dört husus net olarak anlaşılmaktadır:

1-Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır.

2-Allah, birisine bir zarar vermek isterse, Allah’a ortak koşulanlar o zararı engelleyemez.

3-Allah, birisine bir rahmet dilerse, Allah’a ortak koşulanlar o rahmete engel olamaz.

Bu üç husus, Allah’ın tek olduğunu, eşi, benzeri bulunmadığını ve kimsenin ona ortak koşulamayacağını net olarak ifade etmektedir.

4-Allah’tan başka ilah bulunmadığına göre, tevekkül etmek isteyenler ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.

9.İbadetler Tevekkül Bilinci ile Yapılmalıdır:

"Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur." (26.Şuara: 217-220)

Mutlak galip ve merhamet sahibi olan Allah’a gücenip dayanan kişi, kuvvetli düşmanları da olsa Allah’ın koruması altındadır. Allah, kulunu namaza kalktığında ve secde edenler arasında bulunduğunda görür. Allah, kulunun yaptığı ibadetlerden habersiz değildir. İbadet eden kişi bunları bilip Allah’a bu bilinç ile tevekkül etmelidir.

10.Allah’a İnanıp Müslüman Olanlar, Tevekkül Ederek Allah’a Sığınırlar:

"Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın. Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma! Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!" (10.Yunus: 84-86) Hz. Musa, kavminin Firavundan korkmayıp sadece ona güvenip dayanmasını istemiştir. Allah’a teslim olanlara yakışan, zalimlerden kokmadan Allah’a tevekkül etmektir. Firavunun tehditlerine rağmen Allah’a sığınan mü’minler, Allah’tan kendilerini kâfirler için deneme konusu yapmadan  kurtarması için dua etmişlerdir. Mü’minlerin, böyle davranmaları beklenir.

"... Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”" (60.Mümtehine-4) Hz. İbrahim ve onunla beraber olanlar, bu şekilde Allah’a nida etmişlerdir. İnanan insanlara düşen, en zor zamanlarında bile bu iman üzere bulunmalarıdır.

"De ki: “O, Rahmân’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. ..." (67.Mülk-29) Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, müşriklere bu şekilde hitap etmesini istemiştir. İnanan insanlar, inanmamakta ısrar edenlere karşı bu ruh hali içinde bulunup, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.

11.Hak Üzere Bulunmak, Tevekkül Etmeyi Gerektirir:

"Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun." (27.Neml-79)

Hak yol üzere bulunmak, asla yeis ve ümitsizliğe kapılmadan Allah’a tevekkül etmeyi gerektirir. Hak üzere bulunmak, başlı başına bir kuvvettir. O halde hak üzere bulunmak, içten gelerek tevekkül etmeyi gerektirir.

Hak üzere bulunmayanlar ise gerçek karşısında ölü ve sağırlar ile yolunu kaybetmiş körlere benzerler. (27.Neml-80.81.) Bu durumda olanlara iman nasip olmadığı gibi tevekkül de nasip olmaz.

12.Tevekkül, Kâfirlere ve Münafıklara Karşı Metanetli Olmayı Gerektirir:

"Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter." (33.Ahzab-48) Kafirler ve münafıklar, mü’minlere eziyet verecek güce de sahip olsalar, onlara itaat edilmez; Vekil olarak Allah’ın yettiği bilinerek, ona tevekkül edilir. Mü’minlere düşen zor durumlarda da tam bir metanetle Allah’a tevekkül etmektir.

"(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" (9.Tövbe-129) Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, kendisinin bütün ihtimam ve gayretine rağmen, insanlar yapılan ilahi tebliğe uymayıp yüz çevirirlerse; “Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir” demesini vahyetmiştir. Buna göre Rasulullah (s.a.v.), hem Allah’a tevekkül edecek, hem de Allah’tan başka ilah olmadığını ve kendisinin sadece ona güvendiğini inanmayanlara duyuracaktır. Böylece inanmayanlar, onun iman, metanet ve tevekkülünü görmüş olacaklardır.

"Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter." (4.Nisa-81) Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ‘baş üstüne’ dedikleri halde, onun yanından ayrılınca başka planlar düzenleyenler, münafık kimselerdir. Öylelerine karşı da Allah’a tevekkül etmek gerekir.

12.Tevekkül, Başarının Allah’ın Yardımı İle Olduğunu Kabul Etmeyi Gerektirir:

"Şuayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.”" (11.Hud-88)

Hz. Şuayb’ın söylediklerini kendi açımızdan güncelleyecek olursak şöyle diyebiliriz:

1-Kuran, Allah’tan gelip bize ulaşan açık bir delildir.

2-Üzerinde bulunduğumuz doğru yol ve helal nimetler bizler için güzel bir rızıktır.

3-Yanlış olduğunu söylediğimiz şeyleri, kendimiz asla yapmamalıyız.

4-Gücümüz yettiği ölçüde sorumlu olduğumuz kişileri ve çevremizi düzeltmeye çalışmalıyız.

5-Elde ettiğimiz başarılar, Allah’ın yardımı ve o başarıları bize kısmet etmesi iledir.

6-Sadece Allah’a tevekkül edip yalnız ona yönelmeliyiz.

11.Allah, Kendisine Tevekkül Edenleri Korur:

"O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), «Bunları, dinleri aldatmış» diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve teçhizat üstünlüğü değildir)." (8.Enfal-49)

Kalbi çürük olanlar ile münafıklar, Allah’ın kendisine tevekkül ederek yola çıkan mü’min kullarını koruyacağına akıl erdiremezler. Allah mutlak galip olduğu için, Allah’a dayanıp güvenenler de Allah’ın lütfü ile galip olurlar.

"... Biz sadece Allah'a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." (7.Araf-89)

Hz. Şuayb, kavminin baskıları karşısında böyle dua etmiş ve inananlar hariç kavmi helak olmuştur. Allah’ın Adaleti, kendisine tevekkül edenleri korumakla neticelenmiştir.

“İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” (11.Hud-56)

Hud (a.s.), kavmini uyarırken, kendisinin Allah’a tevekkül ettiğini ve bütün canlıların Allah’ın tasarrufu altında bulunduğunu söylemiştir. Kavminden inanmamakta ısrar edenler helak edilmiş, Hz. Hud ile kendisine inanalar ise korunmuşlardır.

12.Allah’a Tevekkül Eden, İhtilaflı Konularda, Hükmün Allah’a Ait Olduğunu Bilmelidir:

"Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim." (42.Şura-10)

Mü’minlerin, Allah’a dayanıp ona yönelmeleri gerekir. Gerçek anlamda Allah’a tevekkül edip ona yönelenler,e ayrılığa düşülen hususlarda hüküm vermenin Allah’a mahsus olduğunu unutmamalıdırlar. Allah, bu dünyada Kur’an’ı ve Rasulullah (s.a.v.)’i  göndererek, nasıl hüküm verdiğini bildirmiştir; mahşerde ise insanlar için gerekli olan hükmü verecektir.

13.Ahiret Nimetleri, İnanıp Tevekkül Edenler İçindir:

"Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir." (42.Şura-36)

Bu dünyadaki nimetler sınırlı ve geçicidir. Cennetteki nimetler ise, sınırsız, sürekli ve daha iyidir. Cennet nimetleri, inanıp tevekkül edenler içindir.

Ne mutlu inanıp tevekkül edenler!

Tevekkül konusunda son olarak şunları söyleyelim:

Allah’tan başka sığınılacak kimse olmadığını bilerek, tevekkül edelim.

Allah’ın emrini yerine getirip, kader inancımızı sağlam temellere oturtmak için tevekkül edelim.

Allah’ın sevgisine mazhar olmak için, tevekkül edelim.

Şeytanın üzerimizde etkili olmaması için, tevekkül edelim.

Tevekkülün, mü’minler için vazgeçilmez bir nitelik olduğunu bilerek, tevekkül edelim.

Tevhit inancımızı kuvvetlendirmek için, tevekkül edelim.

Hak üzerinde olmak için, tevekkül edelim.

Kâfir ve münafıklara karşı metanetli olmak için tevekkül edelim.

Başarılarımızı Allah’tan bilmek için tevekkül edelim.

İmanımızın bir gereği olarak daima Allah’a sığınalım.

 


 
 
29 Haziran 2017 Perşembe 12:55
Okunma: 1839
 
Yorumlar


Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık