1980 askerî darbesinden sonra devletin ve iktidarların birinci önceliği “terör, bölücülük, irtica” olmuştur. İktidarlara göre bunların sıralamasında değişiklikler olmuştur. Devlet, sürekli olarak ülkenin iç ve dış odaklar tarafından tehdit altında olduğu algısını oluşturarak topluma aktardı. Bu algı toplum tarafından da kabul gördü.
İktidarlar bütün enerjisini ve zamanını yukarıda saydığım kavramlarla mücadele etme üzerine kurdukları ve olayları bir beka meselesi olarak gördükleri için, geriye kalan toplumsal ve ekonomik sorunlar ikinci plana itildi. Kamu ve özel sektör başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde; siyasi partilerde, meslek örgütlerinde, odalarda, sendikalarda ve STK’larda ciddi bir yozlaşma, çürüme ve liyakatsizlik meydana geldi.
Devlet ve iktidarlar toplumda meydana gelen çürüme, yozlaşma ve liyakatsizliği uzun süre görmediler, göremediler ve görmek istemediler. Cadde ve sokaklar mafya ve çetelerin hesaplaşma alanları hâline gelmişse, uyuşturucu bağımlılığı ortaokullara kadar inmişse, sanatçılar, medya mensupları, sporcular ve iş insanları sahte bahis çeteleri ve uyuşturucu kullanımıyla gündeme geliyorsa; televizyon dizileri moda ve giyim sektörünün birer maşası olarak kullanılıp tüketici/toplum manipüle ediliyorsa, madde bağımlısı gençler sokak ortalarında kendilerinden geçmiş bir şekilde yatıyor, merkezi ve yerel yöneticiler ile toplum bunları seyrediyorsa, asıl tehlike buradadır!
Devlet kurumları, iktidar, siyasi partiler, meslek örgütleri, odalar, spor kulüpleri ve STK’larda meydana gelen yozlaşma, çürüme ve liyakatsizlik sonucunda toplumda çok olumsuz bir algı oluştu. “Adamı, parası, dayısı olmayanın hiçbir iş yapamayacağı” algısı oluşturuldu.
Ülkeyi tek başına 25 yıldır yöneten, yıpranan ve ciddi sorunlar yaşayan bir iktidara karşı; ülkeyi yönetmeye talip olup halkın güvenini ve desteğini sağlayamayan bir muhalefet söz konusuysa, asıl tehlike buradadır!
Devleti temsil eden ve toplumun her kesimine eşit mesafede olması gereken vali ve kaymakamların, iktidar partisinin il ve ilçe başkanları gibi hareket ettiğine dair toplumda olumsuz bir algı oluşmuş ve parti devletine doğru gidiliyorsa, asıl tehlike buradadır!
Devlet kurumlarında liyakatsizlik baş göstermiş ve “adamı olmayan işe giremez, bir yere gelemez” algısı oluşmuşsa, asıl tehlike buradadır!
İlde devleti temsil eden en büyük mülki idare amiri olan, tüm halkın mal ve can güvenliğini sağlamakla görevli vali; genç bir üniversite öğrencisinin hunharca katledilmesi olayında delilleri karartmak ve yok etmekle suçlanıyorsa, asıl tehlike buradadır!
Eğer bütün siyasi partiler iktidar partisine benzemeye çalışıyor, kongreler yapılmadan atama yöntemiyle il ve ilçe başkanları belirlenip göreve getiriliyor ve görevden alınıyorsa, asıl tehlike buradadır!
Milyonlarca emekli ve işsiz, açlık sınırının altında kalarak yaşam mücadelesi verirken; kamu kaynaklarının haksız şekilde yandaş, dost ve arkadaşlara dağıtıldığı algısı oluşmuşsa, asıl tehlike buradadır!
Meslek örgütleri, odalar, sendikalar ve STK’lar uzun yıllar boyunca aynı kişiler tarafından yönetiliyor, bu kişiler seçim yoluyla koltuklarından indirilemiyorsa; buralar adeta birer arpalık hâline getirilmiş, eş, dost ve akrabalar kadrolara yerleştirilmiş ve bu çürümeye karşı hiçbir güç dokunamıyorsa, asıl tehlike buradadır!
Ülkeyi yönetmeye talip ana muhalefet partisi, yıllardır “Tek Adam Rejimi” diye karşı çıktığı bir sisteme; iktidar olmadan kendi partisini teslim etmiş ve tek adam siyaseti yapmaya devam ediyorsa, asıl tehlike buradadır!
Muhalefetteki belediyelerin bir kısmına kayyum atanırken, diğer bir kısmında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları gerekçesiyle adli ve idari süreçler başlatılıyor, belediye başkanları görevden alınıp cezaevine konuluyorsa; iktidar partisine bağlı belediyelerdeki yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla ilgili hiçbir adli veya idari işlem yapılmıyorsa ve toplumda cezasızlık algısı oluşuyorsa, asıl tehlike buradadır!
Örnek olarak; Adıyaman Belediye Başkanı hakkında birçok soruşturma açıldı, görevden alındı ve cezaevine konuldu. Daha sonra görevine iade edildi. Kahta Belediye Başkanı hakkında ise seçildiği günden beri; yakınlarını işe alma, idari makamlara getirme, ihaleye fesat karıştırma, haksız gelir elde etme ve belediye ihalelerinin yakınları vasıtasıyla üçüncü kişilere verilmesi gibi birçok iddia bulunmasına rağmen hakkında hiçbir idari ve adli işlem yapılmadığı yönünde kamuoyunda ciddi tartışmalar vardır. Bir vatandaş olarak Kahta Kaymakamlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyorum.
Toplumda; iktidar, muhalefet, siyasi partiler, meslek örgütleri, sendikalar, vakıflar ve STK’larda yolsuzluk, çürüme ve yozlaşma algısı oluşmuş; bunlara çözüm üretilemiyor, belirsizlik ve umutsuzluk giderek büyüyorsa, asıl tehlike buradadır!
Ülkenin merkezi ve yerel yönetimleri ile meslek kuruluşlarının nasıl yönetildiğinin açık örneğini futbol sahalarında görebiliriz. Futbol takımlarında yönetim değişiyor, teknik ekip değişiyor, futbolcular değişiyor; ancak ortada bir başarı yok. Bunun en canlı örnekleri Fenerbahçe ve Beşiktaş futbol kulüpleridir. Her yıl yüz milyonlarca dolar harcanıyor, sezon sonunda ise elde kocaman bir sıfır kalıyor.
Eğer bir ülkede kurumlar ve kurallar bir sisteme bağlı olarak düzenli şekilde işlemiyor, kişilere göre değişiyorsa; sonuç yozlaşma, çürüme, yolsuzluk, adam kayırma, belirsizlik ve umutsuzluk olur. İşte asıl tehlike budur.
Kemal ÇETİNKAYA
07 Mayıs 2026






